“İnanılmaz bir zaman dilimiydi. Başkan Şi inanılmaz bir lider. İyi anlaştık ve 200’ü Boeing’den olmak üzere 750 uçaklık taahhüdün de aralarında bulunduğu harika ticaret anlaşmalarına vardık. İran, nükleer programını 20 yıl boyunca askıya almalı ve bu gerçek taahhüt olmalı.İran asla nükleer silaha sahip olamaz” ABD Başkanı Donald Trump
” Rakip değil, ortak olmamız gerekiyor. Karşılıklı olarak birbirimize katkı sağlayıp ortak refaha ulaşmalı, yeni dönemde büyük ülkelerin doğru şekilde bir arada yaşamasının yolunu açmalıyız. “ Çin Devlet Başkanı Xi Jinping
ABD Başkanı Donald Trump, İran’ı müzakerelere geri döndürme ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimleri azaltma konusunda Çin’i ikna etme yönündeki haftalar süren başarısız çabalarının ardından ticaret, Tayvan ve İran savaşı konularının gündemi domine ettiği ABD-Çin zirvesinde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile buluştu. ABD Başkanı Trump, 8,5 yıl sonra Pekin’e gerçekleştirdiği tarihi ziyaret kapsamında Çin Devlet Başkanı Xi ile bir araya geldi. İki liderin kritik zirvesi yaklaşık iki saat sürdü.
Zirvenin başlangıcında açıklama yapan Xi, Trump ile iki ülkeyi ve dünyayı ilgilendiren konuları tartışmayı ve ilişkileri doğru yönde ilerleterek yeni bir sayfa açmayı istediklerini söyledi. Trump ise buna cevaben Xi ile ilişkisinin her zamankinden daha iyi olacağını ifade etti. Trump-Xi görüşmesine ilişkin açıklama yapan Beyaz Saray yetkilisi, “ABD ve Çin İran’ın asla nükleer silaha sahip olmayacağı konusunda anlaştı” dedi. Başkan Donald Trump’ın 15 Mayıs 2026’da Pekin’e yaptığı devlet ziyareti, kamuoyuna yapılan başarı açıklamalarıyla sona erdi ancak temel jeopolitik çatışmalarda somut bir atılım sağlayamadı.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile iki gün süren zirve, ağırlıklı olarak İran’daki savaş, Tayvan ile ilgili boğazlar arası istikrar ve ikili ticaret konularına odaklandı. Çin devlet medyasına göre Trump, görüşmeyi “çok başarılı, dünyaca ünlü ve unutulmaz” olarak nitelendirirken; Xi ise ziyareti “tarihi ve dönüm noktası niteliğinde” bir olay olarak tanımladı.
Tarım, havacılık, elektrikli araçlar ve yapay zekâ (YZ) çipleri gibi alanlarda faaliyet gösteren üst düzey bir iş delegasyonu eşliğinde Çin’e giden Trump, iki ülke arasındaki ilişkileri “dünyanın en önemli ekonomik ilişkisi” olarak nitelendirmiştir. İki gün süren zirve, somut ekonomik sonuçlardan ziyade sıcak söylemler ve sembolizmle tanımlandı; ilk gün görkemli törenler ve iyimser ifadeler yer aldı ancak kapsamlı bir ticaret atılımı veya önemli iş anlaşmaları gerçekleşmedi.
Donald Trump ziyaretinin “inanılmaz” olduğunu ve “bundan çok iyi sonuçlar çıktığını düşünüyorum” görüşünü ileri sürmüştür. ABD Başkanı, “Her iki ülke için de harika ticaret anlaşmaları yaptık” demiştir. Trump, Xi Jinping ile ilişkisinin “çok güçlü” olduğunu belirterek, Pekin’deki Zhongnanhai liderlik yerleşkesinde Xi’nin yanında oturan Trump ayrıca: “İran’ı görüştük. [Bu işin] nasıl sonuçlanmasını istediğimiz konusunda çok benzer düşüncelere sahibiz. Onların nükleer silaha sahip olmasını istemiyoruz. Boğazın açık olmasını istiyoruz.” açıklamasında bulunmuştur.
ABD-Çin rekabetinin hangi parametreler içinde yönetileceği ve daha önemlisi ikili ilişkilerin giderek dünya düzenini de belirlediği bir ortamda yeni düzenin standartlarının nasıl belirleneceği açısından da tarihsel bir önem taşımaktadır. Bugün iki ülke arasındaki mücadele klasik anlamda ekonomik rekabet ya da jeopolitik nüfuz mücadelesi değildir. Asıl mesele, uluslararası sistemin teknolojik, finansal ve güvenlik mimarisinin hangi standartlarla şekillendirileceğidir. ABD-Çin rekabeti; askerî kapasite veya ticaret hacimlerinin yanı sıra yarı iletken teknolojileri, yapay zekâ, veri güvenliği, finansal altyapılar, tedarik zincirleri, enerji koridorları, dijital ödeme sistemleri gibi alanlara kaymıştır.
Çin ise buna alternatif finansal ağlar, Çin para birimi Yuan’ın uluslararası piyasalarda tedavüle açık olması ve bölgesel ekonomik entegrasyon projeleriyle cevap vermektedir. İç siyasetle ilişkili bir mesele olarak Tayvan meselesi de bu bağlamda yalnızca dış politika dosyası değildir; “modern, birleşik ve güçlü Çin” anlatısının merkezinde yer alan tarihsel ve ideolojik bir meşruiyet unsurudur.

Stratejik çıkar farklılıkları açısından bakıldığında, Trump’ın Xi’nin İran’a askeri teçhizat göndermeyi durdurma sözü verdiğine dair iddialarına rağmen analistler son derece şüpheci yaklaşıyor. Çin, İran petrolüne büyük ölçüde bağımlı ve Tahran’ı ABD’nin küresel etkisine karşı stratejik bir denge unsuru olarak görüyor; bu da Pekin’in ABD’den büyük karşılıklı tavizler almadan desteği tamamen kesmesi için çok az teşvik sağlıyor. Çin lideri Xi Jinping, Başkan Trump’a Tayvan meselesinin kötü yönetilmesinin Amerika Birleşik Devletleri ile bir çatışmaya yol açabileceğini söylemiştir. Aslında bu ziyaretin arka planını anlamak için geçen yıl ekim ayında Güney Kore’nin Busan kentinde gerçekleşen Trump-Şi görüşmesine bakmak gerekir. O görüşmede taraflar fiilen bir “ticari ateşkes” ilan etmişlerdi.
Gümrük tarifelerinin daha fazla artırılmaması, belirli teknoloji alanlarında kontrollü iş birliğinin sürdürülmesi ve ekonomik gerilimin tamamen kontrolden çıkmasının önlenmesi konusunda geçici uzlaşı sağlanmıştı. Çin Devlet Başkanı nazik ama tavizsiz bir tavır sergilemiştir. Pekin’in Trump’ı görkemli bir karşılama ile etkilemeye çalıştığı açıkça gözlemlenmiştir. Ancak Pekin’in mevcut politikalarını değiştirmeye hazır olup olmadığı belirsiz. Ancak Pekin’in mevcut politikalarını değiştirmeye hazır olup olmadığı belirsiz. Xi ve Trump’ın fikri mülkiyet haklarının korunması, Çin pazarlarına erişimin sürekli iyileştirilmesi veya devlet işletmelerine verilen sübvansiyonlar konusunda herhangi bir anlaşmaya varıp varmadıkları da belirsizliğini koruyor.
Trump iltifat dolu davrandı, Xi ise kararlıydı. Aradaki fark çok şey anlatıyordu. Başkan Trump, ülke içinde Çin hakkında kullandığı söylemlerin aksine, Çin lideri Xi Jinping ile uzlaşmacı bir dille konuşmuştur. Çin’in resmi haber ajansı Xinhua’nın aktardığına göre, Xi Jinping, “ABD, Tayvan meselesini son derece dikkatli ele almalıdır” dedi. Bu uyarı, Mao’nun devriminin üzerinden sadece on yıl geçtikten sonra kurulan Çin Halk Cumhuriyeti’nin güç merkezi olan Halk Büyük Salonu’ndaki kamuoyu önündeki konuşmasının başlamasından sadece birkaç dakika sonra geldi. Xi için her şey, en başından itibaren sınırlar belirlemekle ilgiliydi.
Bu an, iki rakip arasındaki yeni dengeyi yakalamış gibiydi. Xi Jinping, önceden hazırlanmış bir metinle geldi ve Çin’in tüm sorunlarına (deflasyon, nüfus azalması, emlak balonunun patlaması) rağmen, Çin’in eşit bir süper güç gibi davranacağı anın geldiğine dair hiçbir şüphe bırakmadı.
Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın’ın kaleminden bu kapsamlı stratejik analizin tamamına, C4Defence 157. sayımızdan ulaşabilirsiniz.




































