Editörün Notu
- Ankara NATO Zirvesi, İttifak’ın geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olacak.
- NATO, geçmişteki tartışmalardan farklı olarak, Avrupa’nın bağımsız savunma yeteneklerini güçlendirerek yük paylaşımını daha adil hale getirmeyi hedefliyor.
- Zirvede, Ukrayna ve İran konularında ortak bir yaklaşım geliştirilmesi bekleniyor.
- ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığı azalırken, NATO’nun doğu kanadındaki güvenlik tehditleri artıyor.
- Ankara Zirvesi, transatlantik ilişkilerin geleceği için bir fırsat sunabilir.
Tüm dünya, Ankara NATO Zirvesi’nin kararlarını beklerken, SSCB ve Varşova Paktı’nın tasfiyesi sonrasında, NATO’ nun da misyonunun sona erdiğini iddia etmiştir. Ancak, tam tersine, İttifak yeni bir değişim için tarihi Londra Zirvesi ile yenilenerek, bugün 32 üyeli dünyanın en büyük askeri savunma teşkilatı yapısını muhafaza etmiştir. Londra Deklarasyonu, Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından güvenlik ortamında yaşanan dramatik değişikliklere Müttefik liderlerinin verdiği cevaptı. Soğuk Savaş NATO’sunun dönüşümünün zeminini hazırladı ve NATO’nun bugün geldiği noktanın temellerini atmıştır. Böylece, Avrupa yeni bir çağa girmiştir.
Avrupalılar kendi kaderlerini belirleyerek, eski komünist ülkeler, demokrasi ve liberal ekonomiyi, özgürlüğü seçmişlerdir. Avrupa halkları, barışı, birleşik ve özgür bir Avrupa’yı seçmiştir. Sonuç olarak, İttifak uyum sağlamıştır. Peki, NATO Ankara’da bu tarihi dönüşümü başarabilecek mi yoksa, ABD’nin kuvvetlerinin Avrupa’dan geri çekilmesi ile yeni bir belirsizliğe ve Rusya ile nükleer bir çatışmaya mı sürüklenecek? İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı’ndaki kriz barışçı yollarla çözülemezse, Bosna, Kosova, Libya, 11 Eylül ve Afganistan örneklerinde olduğu gibi askeri müdahale için Akdeniz ve Körfez Bölgesine müdahalede bulunur mu? NATO Avrupalılaşır mı? Tarihteki diğer ittifaklar gibi dağılır mı? Bu akademik makale, tarihi dönüm noktasındaki NATO’nun daha da büyük bir değişimi başarması ve Türkiye’nin stratejik yol haritasını belirlemesi bakımından belki de son derece önemli gelişmeler veya çıkmaz sokağın başlangıcı olabileceği tehlikesini tartışmaktadır.

Öncelikle belirtmek gerekir ki; 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilecek olan 36. NATO Zirvesi için Türkiye büyük bir hazırlık yapmış; böylece İttifak’ın yeni meydan okumalardan daha güçlü çıkması yönündeki tercihini ve siyasi iradesini açıkça ortaya koymuştur.”
Müttefiklerin kritik bir zamanlamada NATO’da stratejik hedeflere ulaşmak için benimsediği ‘alabildiğinizi almak ancak hep masada kalmak’ kuralı dikkate alındığında, ittifakın güncel iç ve dış sınamalara göre kendini yeniden şekillendirme beklentisinin öne çıkması sürpriz olmayacaktır.
Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi, İttifak için özellikle hassas bir dönemde gerçekleşecek. Ankara Zirvesi, İttifak için aynı zamanda askeri ve siyasi bir stres testi görevi görecek.
Beklenen tartışma noktaları arasında Ukrayna ve İran’a yönelik ortak bir yaklaşım oluşturma, daha güçlü bir NATO içinde Avrupa’nın rolünü güçlendirme ve Genel Sekreter Mark Rutte’nin savunma yatırımlarını ve sanayi üretimini artırma çağrılarının yer alması beklenmektedir.
NATO Anlaşması’nın müttefik devletlerin ortak savunma stratejilerini belirleyen temel taahhütlerin ötesinde, başarının gerçek ölçütü, NATO’nun baskı altında, geleceğin sürpriz güvenlik tehditleri ve yeni meydan okumalara karşı stratejik uyum sağlama yeteneğini koruyup koruyamayacağı olacaktır: tehdit algılarını uyumlu hale getirmek, Ukrayna’ya desteği sürdürmek, Güney ve Doğu kanadını güçlendirmek ve daha yüksek harcama taahhütlerini konuşlandırılabilir yeteneklere dönüştürmek.[2]
Bu bağlamda masa üzerinde görünen temel argümanlara dikkat edildiğinde, özellikle NATO içindeki yük paylaşımı ve iş bölümü, ABD’nin katılımı ve transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa savaş tarzının evrimi, NATO’nun Avrupalılaşması, Rusya’nın kalıcı tehdidi, Karadeniz güvenliği, NATO 2030’dan çıkarılan dersler ve ittifakın uzun vadeli stratejik yönü detaylı ele alınması yol haritasında gözlemlenmektedir.
Şüphe yok ki, geçmişteki tartışmalardan çok farklı olarak; İttifak birliği, 2026 yılında iki olayla sarsılmıştır: Birincisi, Trump’ın ABD’nin Grönland’ı kontrol altına alması önerisi; ikincisi ise Avrupalı müttefiklerin ABD-İsrail’in İran’a karşı düzenlediği saldırıları destekleme konusundaki isteksizliği.
Bu itibarla, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi, Avrupalı liderlerin ABD başkanıyla ilişkileri düzeltmek için bu iki konuda da uzlaşmacı teklifler sunmaları için bir fırsat olabilir. Bu, Müttefiklerin Trump’ın tüm taleplerine boyun eğmek anlamına gelmez; müttefik birliğini korurken Avrupalı müttefiklerin kendi ulusal çıkarlarına hizmet edecek yapıcı teklifler sunmak anlamına gelir.
Unutmamak gerekir ki, her NATO Zirvesi, transatlantik birliğin mesajını iletmeyi amaçlar. Ankara’da bu, her zamankinden daha kritik olacak. Liderler, Amerika’yı da sürece dahil ederek, daha Avrupai bir ittifaka doğru kayarak birliği korumalıdır. Birlik, NATO’nun ağırlık merkezidir. Hem caydırıcılığı hem de savunmayı destekler.

Nitekim bu gelişmeler ışığında 9 Nisan’da Washington DC’de Rutte, İttifakın “sağlıksız bir karşılıklı bağımlılıktan sağlıklı bir ortaklığa” doğru tarihi bir yeniden dengelemesini uygulamak için zihniyet değişikliği çağrısında bulunmuştur. Bu değişime rehberlik etmenin bir yolu; ulusal ve endüstriyel çabaları koordine etmek ve bu geçiş sürecinde Avrupa’da ihtiyaç duyulan ABD kapasitelerini sürdürmek amacıyla bir ‘NATO Geçiş Planlama Grubu’ oluşturmaktır. Bu adım, alınabilecek yeni tedbirlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Peki bu değişimin arka planında neler öngörülmektedir? ABD askeri kuvvetleri; Avrupa’dan ne kadar geri çekilecek? Aynı zamanda, NATO’nun doğu kanadında son zamanlarda yaşanan insansız hava aracı saldırıları ve Rusya’nın elektronik karıştırma ile ilgili olayları, İttifak’ın güvenlik ortamının giderek daha istikrarsız ve kontrol altına alınması zor hale geldiğini vurgulamıştır.
2025 Lahey Zirvesi ve Değişen Stratejik Ortamda NATO Yol Haritasının Gizli Kodları
2025 Lahey Zirvesi’nde Müttefikler, Avrupa’nın bağımsız savunma yeteneklerini güçlendirmek ve yük paylaşımını Müttefikler arasında daha adil bir dengeye kaydırmak için 2035 yılına kadar %5’lik yeni bir savunma yatırımı taahhüdünde bulundular. Bu nedenle Ankara Zirvesi, bu siyasi taahhüdün güvenilir bir şekilde uygulanıp uygulanamayacağının ve transatlantik sorumlulukların daha dengeli bir şekilde dağıtılıp dağıtılamayacağının erken bir testi olacaktır. 2025’te, Ukrayna’ya destek, ABD öncülüğündeki İran saldırılarının sonuçları ve NATO içindeki Avrupa stratejik sorumluluğunun daha geniş anlamı da dahil olmak üzere bir dizi stratejik konuda Müttefikler arasında derinleşen bölünmelerle karakterize edildi. İç gerilimler, ABD’nin öncelikleri konusunda artan belirsizlik ve İttifak’ın doğu kanadına yönelik artan baskı, NATO’nun caydırıcılık duruşu ve uzun vadeli uyumuyla ilgili daha temel soruları gündeme getirmiştir.
ABD Başkanı Donald Trump, Avrupalı NATO müttefiklerine savunma harcamalarına daha fazla kaynak ayırmaları yönünde defalarca baskı yaptı ve dikkatini daha çok Çin ile Hint-Pasifik bölgesine çevirmesiyle birlikte ABD’nin ittifaktaki rolünü azaltma niyetinin sinyalini vermiştir.
NATO, yük paylaşımına doğru bir yola girmiştir. Ancak bu geçiş süreci, Trump’ın öngörülemezliği, stratejik sabırsızlığı ve intikamcı tavırları nedeniyle her an raydan çıkabilir. İttifak, askeri dengeleme ve siyasi yıkımın bir arada yaşandığı tehlikeli bir durumdadır.
Prensipte, Ankara Zirvesi, konvansiyonel savunmanın kademeli Avrupalaşmasında yeni kilometre taşları belirlemelidir. ABD, Pentagon politika şefi Elbridge Colby’nin şubat ayında yaptığı “NATO 3.0” konuşmasında özetlediği gibi genişletilmiş nükleer caydırıcılık ve kilit konvansiyonel destek unsurlarını sağlamaya devam edecektir.
Polonya ve Baltık ülkeleri %4’ün üzerinde harcama yaparken; Almanya ise hızla artan savunma bütçesi sayesinde Avrupa’nın en güçlü konvansiyonel orduyu kuracağına söz verdi. Avrupalılar ayrıca NATO’nun üç bölgesel Müşterek Kuvvet Komutanlığının komutasını ABD’li subaylardan devraldı.
Almanların eleştirilerine misilleme olarak, Almanya’dan 5.000 askeri geri çekmeye karar verdi ve buraya konvansiyonel seyir füzeleri konuşlandırma planlarını rafa kaldırdı – bu sistem, Avrupalılar kendi derin hassas vuruş yeteneklerini geliştirirken önemli bir caydırıcılık boşluğunu doldurmayı amaçlıyordu.
🔍 İlginizi Çekebilir
Kaynak: C4Defence



































