Türkiye, NATO’nun savunma altyapısında sadece bir tedarikçi değil, “sistemler sistemi” yaklaşımıyla kurguladığı entegre çözümlerin merkez üssü haline geliyor. Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün, Defence24’ten Dr. Aleksander Olech’e verdiği röportajda, Türkiye’nin insansız hava araçlarından hava savunma ağlarına kadar uzanan özgün teknolojilerini, İttifak’ın caydırıcılığını artıracak bir iş birliği modeliyle müttefiklerine açtı.
Defence24’e verdiği mülakatta Türkiye’nin İttifak nezdindeki konumunu “ekipman tedarikçisi” rolünden “yakın iş ortağı” seviyesine taşıdıklarını belirten Görgün, sunulan iş birliği modelinin sadece platform satışını değil; üretim, eğitim, bakım, modernizasyon ve yerel kapasite geliştirme süreçlerini kapsayan uçtan uca bir yapı olduğunu anlattı. Bu yaklaşım, Türk savunma sanayiinin NATO standartlarıyla tam uyumlu çalıştığını gösterdi.
Hava ve Deniz Gücünde Yeni Nesil Yetenekler
Görgün, savunma sanayiinin bir sonraki aşamasını belirleyecek temel programlara dikkat çekti. KAAN, KIZILELMA, ANKA III, TB3 ve katmanlı hava savunma sistemlerini ön plana çıkaran Görgün, bu projelerin birbirlerinden bağımsız değil, büyük bir bütünün parçaları olduğunu vurguladı:
- KAAN: Sadece bir savaş uçağı değil, sistem tasarımı, ileri malzemeler, aviyonikler ve sensör teknolojilerini kapsayan millî bir teknoloji yapısı.
- İnsansız Hava Sistemleri: KIZILELMA ve ANKA III, insanlı ve insansız unsurların birlikte görev yapacağı geleceğin hava muharebe konseptlerini hayata geçiriyor.
- Deniz Havacılığı: TB3, kısa pistli deniz platformlarından operasyon yapabilme kabiliyetiyle esnek ve maliyet etkin çözümler arayan ülkeler için yeni bir konsept sunuyor.
- Hava Savunma ve Deniz Sistemleri: Hava savunmasının zorunluluğuna dikkat çeken Görgün; radarlar, komuta-kontrol ağları ve yerli savaş gemileriyle yürütülen çalışmaların hem ulusal savunmayı hem de uluslararası iş birliği potansiyelini güçlendirdiğini ifade etti.
Sistemler Sistemi ve Operasyonel Entegrasyon
Modern muharebe sahasında tekil platformların yerini “sistemler sistemi” yaklaşımı aldığı için, Türkiye’nin teknik kabiliyetleri büyük önem taşıyor. Ankara Zirvesi’ne Doğru: NATO’nun Dönüşümü sürecinde Türkiye’nin teknik kabiliyetleri, İttifak’ın ihtiyaç duyduğu adaptasyonu hızlandırıyor. Öte yandan, NATO’nun en büyük sanayi etkinliğinin Ankara’da düzenlenecek olması, Türkiye’nin bu vizyondaki rolünü perçinliyor. Görgün’e göre insansız hava araçlarının, hava savunma sistemlerinin, komuta-kontrol ağlarının ve KAAN muharip uçağının NATO ağlarıyla uyumlu görev icra edebilmesi, İttifak için büyük bir kazanım sağlıyor. Bunun yanı sıra, Türk savunma sanayii unsurlarının Steadfast Dart 26 tatbikatında sergilediği yüksek hazırlık seviyesi ve uzak mesafe intikal kabiliyeti, sahada kanıtlanmış bir operasyonel güç ortaya koyuyor. Elektronik harp, siber dayanıklılık ve katmanlı hava savunma sistemleri ise İttifak’ın mevcut boşluklarına karşı geliştirilen özgün çözümler olarak öne çıkıyor.
Krizlere Karşı Güvenlik Dayanıklılığı
Küresel jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde Türkiye, yerli kapasitesini müttefikleri için bir “güvence” olarak konumlandırıyor. Görgün, “Pek çok şeyi ithal edebilirsiniz ancak güvenliği ithal edemezsiniz” diyerek, Türkiye’nin dışa bağımlılığı azaltan ve kriz anlarında tedarik zinciri sürekliliği sağlayan sanayi altyapısının önemine değindi.
Ankara’daki NATO Zirvesi’ni bir fırsat olarak nitelendiren Görgün, Türkiye’nin teknolojik bağımsızlığı merkeze alan ve karşılıklı faydaya dayalı iş birliklerini teşvik eden vizyonunu müttefiklerine sunduğunu belirtti. Görgün, Türkiye’nin İttifak’a mesajını şu sözlerle özetledi: “Daha güçlü bir Türk savunma sanayii, daha güçlü bir İttifak demektir.”
🔍 İlginizi Çekebilir
Kaynak: C4Defence–Defence24



































