Dünyamızı savaş kavramları sardı: Ukrayna, İran, Orta Doğu, Afrika kıtasındaki iç savaşlar…
Teknolojinin bizi birbirine yaklaştırdığı bu 21. Yüz yılda, tüm insanların ve canlıların ortak yaşam alanı olan bu mavi gezegende — hatırlayın, çok uzak değil, belki on yıl öncesi — küresel ekonomilerden ve toplumların kaynaştığı “biz Dünyalıyız” kavramından her gün bir adım daha uzaklaşıyoruz.
Orta Doğu ve Körfez, yeni bir savaşın içine sürüklendi; ABD ve İsrail’in ortak hareketiyle İran hükümetine, “çoklu” ve karmaşık nedenlerle büyük çaplı hava taarruzu gerçekleştirildi. Kısa sürede savaşa sürüklenen ve tüm Orta Doğu’ya yayılan bir ateş çemberi oluşmuş olup, bugün etkin çıkış yolları aranıyor olması daha da karmaşık sonuçlar doğuracak gibi görünüyor. Ayrıca zafer, savaşın gelişimini öngörenlerin yüzüne güler; değişikliklerin meydana gelmesini bekleyip onlara uyum sağlamaya çalışanların değil. Bu sözler, harp stratejilerinin iyi bildiği sözler hep aklımızdadır.
Dünya medyasının ilgisi ve kameraları bu yöne çevrilmiş durumda. Bölgedeki iki uçak gemisinin anatomisi veya modern mühimmat kapasiteleri tüm ekranlarda çoğu zaman yanlış ve eksik biçimde yansıtılıyor. Ayrıca doğrular aranmıyor; adeta canlı bir film gibi gerçek bilgiden uzak senaryolar yazılıyor. Medyanın bu yansıtması kamuoyunu yönlendiriyor ve küresel ekonomi spekülasyonlara oynuyor. Sonuçları da günlük hayatımıza yansıyor, öyle değil mi?
Hava Gücünde Modern Mimari: Warden’ın Beş Halkası

Aslında Trump ve hükümetinin İran hava saldırısı, ilk günlerinde son derece iyi planlanmış “AirPower” (hava gücü) kavramına dayanıyor. Taktiksel hava gücü, harp meydanının tamamına hâkim olmayı hedefler ve bunu başardılar. Ayrıca bu durum, 1980’li yıllarda Başkan Reagan döneminde geliştirilen Albay John Warden’ın kavramsal çalışmasını ve hava harekâtı mimarisini anımsatıyor. Düşmanı bir sistem olarak ele alıp analiz etmede değerli bir rehber sunan bu yaklaşım, hedefleri beş halkaya ayırır.
Albay Warden’ın teorisi, tıpkı Başkan Trump gibi savaşın amacının düşmanı kendi isteklerini yerine getirmeye ikna etmek olduğuna inanır.
Warden’ın “Beş Halkası” olarak anılan hava gücü teorisi, aslında hava platformları için hedef belirlemede yeni bir çağa öncülük etti. Ülkeler; liderlikleri, iletişim sistemleri, temel üretimleri, kritik altyapıları ve toplumsal nüfuslarıyla, stratejik iç kısımlarında ters piramidal bir yapı oluşturur. Ayrıca bir ülke stratejik olarak felç olursa yenilir ve sahadaki kuvvetlerini sürdüremez; askeri kuvvetleri tamamen sağlam kalsa bile.
Amaç, düşmanın stratejisini bozmak; ancak strateji geniş bir kavramdır. Bir hedefi, kaynakları ve bu kaynakları hedefe ulaşmak için kullanma planını kapsar.
Son günlerde TV’de izlediklerinizi hatırlatacak bir bağlamda, neyin niçin olduğunu aydınlatmak ve konuyu derinleştirmek için bir adım daha atalım.
Buradan yola çıkarak, imkân verdikçe dev bir konuyu özetlemeye çalışacağım. Öncelikle, günümüzde Başkan Trump ve İsrail yönetiminin uygulamaya koyduğu Warden’ın Beş Halkası teorisinin mimari yapısına bakalım. Hava kuvvetlerinin geçmişteki en önemli eksikliği, hedef seçmekti. Amacı ve tüm harekât içindeki yeri neydi? Önceliği kime göre belirleniyordu? Sonucu savaşın tamamına nasıl etki etti gibi kavramlar düşünülüyordu. Warden’ın mimarisi, harekâtı planlayan komutanlara benzersiz bir araç sunarak sistemli hedef belirleme yeteneğini önemli ölçüde genişletiyor. Ayrıca hava harp temposunda, operasyon öncelikleri gelişigüzel ve rastgele bir sistemden çıkarılıyor.
Sami Atalan’ın kaleme aldığı Trump’ın Beş Halkalı Stratejisi ve İran başyazının devamını okumak için tıklayınız.
Kaynak: C4Defence





































