“Sahte Haber Medyası, Amerika Birleşik Devletleri Ordusu’nun İran’a karşı ne kadar başarılı olduğunu haber yapmak istemiyor. İran tamamen yenildi ve bir anlaşma istiyor, ama benim kabul edeceğim türden bir anlaşma değil! “ABD, İran’ın neredeyse tüm ham petrol ihracatını yöneten Hark Adası’ndaki askeri hedefleri “tamamen yok etti”, “hedeflenecek neredeyse hiçbir şey kalmadı”. ” Orta Doğu tarihindeki en yoğun bombardımanlardan biri”.
ABD Başkanı Donald Trump
28 Şubat 2026’da”Epic Fury-Destansı Öfke Operasyonu” nun ardından Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması, 1973 Arap petrol ambargosundan bu yana küresel enerji düzeninde yaşanan en önemli aksaklığı oluşturmuştur ve Soğuk Savaş sonrası dönemde en önemli uluslararası deniz ticaret taşımacılığının aksamasına yol açmıştır. İran’la savaş ikinci haftasına girerken, en acil ve trajik bedeller kaybedilen canlarla ölçülmektedir. Bölgesel çatışma; ABD’ye ait bir yakıt ikmal uçağının Irak’ta düşmesinin ardından, İran ise Orta Doğu’daki son saldırılarında Suudi Arabistan’daki 5 ABD uçağını vurmayı başarması ve tarafların yoğun füze ve hava saldırıları ile durum tırmanmaktadır. [1]İran, İsrail ve komşu Körfez ülkelerine yönelik yaygın füze ve insansız hava aracı saldırılarını sürdürürken, dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı da fiilen kapatmış durumda. Irak’ta faaliyet gösteren ve kendisini “İslami Direniş” olarak adlandıran silahlı grup, Irak ve bölgedeki ABD askeri üslerine yönelik 8 ayrı saldırı düzenlediklerini duyurdu. [2]Bu sırada ABD ve İsrail savaş uçakları da İran genelindeki askeri ve diğer hedefleri bombalamaya devam etmektedir. [3]Trump, ABD ordusunun adadaki “her askeri hedefi tamamen yok ettiğini” ancak petrol altyapısını sağlam bırakmaya karar verdiğini söyledi. Ada, İran’ın petrol sevkiyatının %90’ının ihracat terminali olarak hizmet veriyor ve boğazın yaklaşık 483 km kuzeybatısında yer alıyor. “Ancak İran veya başka herhangi bir ülke, Hürmüz Boğazı’ndan gemilerin serbest ve güvenli geçişine müdahale edecek herhangi bir şey yaparsa, bu kararı derhal yeniden değerlendireceğim,” açıklamasında bulunmuştur. Trump yaptırım uygulanan Rus petrolünün bazı alımları için geçici bir muafiyet çıkardı; bu hamle, Rusya’nın Ukrayna ile olan savaşını finanse etmesine potansiyel olarak yardımcı olabileceği gerekçesiyle Avrupa’daki ABD müttefiklerinden eleştiri almıştır. [4]

ABD, İran’ın petrol ihracatının merkezi olan Hark Adası’na tarihinin en şiddetli bombardımanlarından birini gerçekleştirmiştir. Trump’ın 40 yıl önce dile getirdiği plan kapsamında “Yasak Ada”daki askeri hedefler yok edildi. [5] Trump, operasyonu “Orta Doğu tarihindeki en yoğun bombardımanlardan biri” olarak nitelendirerek adadaki askeri hedeflerin tamamen imha edildiğini öne sürmüştür. [6]Pentagon basın sözcüsü Kingsley Wilson ise yaptığı açıklamada, 50.000’den fazla ABD askeri personelinin İran’a karşı askeri operasyonları desteklediğini söyledi. ABD Savaş Bakanlığı’na göre, ABD Merkez Komutanlığı yaklaşık 6.000 hedefin vurulduğunu ve 60’tan fazla gemi ile 30 mayın döşeme gemisinin hasar gördüğünü veya imha edildiğini bildirmiştir. Pentagon’un, amfibi hücum gemisi USS Tripoli ve yaklaşık 2.500 deniz piyadesini Orta Doğu’ya konuşlandırdığı bildiriliyor. Kuvvetlerin, bölgede halihazırda bulunan diğer ABD askeri unsurlarına katılmasının bir ila iki hafta sürmesi bekleniyor.[7] Kanaatimizce, bütün bu gelişmeler, ABD’nin Basra Körfezi bölgesinde, enerji sevkiyatını kontrol altına almak için kara harekâtına hazırlandığını açıkça ortaya koymaktadır.
İran petrolünün büyük bölümünün sevk edildiği bu stratejik noktanın hedef alınması, küresel enerji piyasaları ve Hürmüz Boğazı güvenliği açısından yeni bir kriz ihtimalini gündeme getirdi. ABD’de benzin fiyatları Cumartesi günü ulusal ortalama olarak galon başına 3,68 dolara yükseldi. Bu, savaşın başlamasından bu yana yüzde 23,5’lik bir artış anlamına geliyor. Aynı dönemde küresel petrol fiyatları yüzde 40 artarak Cuma günü varil başına 103,14 dolara ulaştı.[8] İran İslam Devrim Muhafızları (İDGK), İran enerji altyapısına ve limanlarına saldırı düzenlenmesi halinde bölgedeki petrol ve doğalgazı “ateşe vereceği” uyarısında bulundu. Ekonomik sonuçlar derinleşirken ve tedarik zincirlerine ilişkin endişeler devam ederken petrol fiyatları yüksek seyretmeye devam ediyor.[9]
Ancak ekonomistler başka bir boyutu da göz önünde bulundurmak zorundalar: ekonomik sonuçlar. Yükselen enerji fiyatları, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde enflasyonu körükleme ve ekonomik büyümeyi sekteye uğratma tehdidi oluşturuyor. Füze saldırıları, tarafların ileri sürdükleri karşılıklı tehditler ve sigorta şirketlerinin geri çekilmesi nedeniyle operatörler Hürmüz Boğazı’ndan ticari tanker trafiğinden çekilmek zorunda kalınca, bu geçiş yolu çöktü. Ortadoğu’daki çatışma, ABD’deki küresel finans piyasalarını sarsmaya devam ederken, yüksek petrol fiyatları enflasyon endişelerini artırıyor. ABD piyasaları, yükselen petrol fiyatlarının baskısı altında negatif bölgede kapandı. ABD’nin önde gelen S&P 500 hisse senedi endeksi yüzde yarım oranında düşüşle yılın en düşük seviyesine gerilerken, Brent petrolün varil fiyatı bir ay öncesine göre iki katına çıkarak 100 doları aştı. Yatırımcıların Orta Doğu’daki çatışmadaki son gelişmelere ve beklentilere tepki vermesiyle dalgalı bir hafta yaşandı.[10]Çatışmaların başlamasından bu yana Körfez, Umman Körfezi ve yakın sularda en az sekiz ticari gemi vuruldu; bunlardan biri de Khasab yakınlarında bir kurtarma römorkörünü hedef alan füze saldırısıydı.1100’den fazla gemi GPS ve AIS parazitine maruz kaldı ve bu durum bölge genelinde seyir güvenilirliğini düşürdü. Operatörler Körfez geçiş güzergahlarını atlayarak alternatif rotalar belirledikçe, Ümit Burnu’ndaki trafik yoğunluğu arttı; Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’ndaki faaliyetler ise dalgalanma gösterdi. Jeopolitik bozulmaların küresel tedarik zincirlerindeki kritik kırılganlıkları ortaya çıkarmasıyla, dünya genelindeki enerji piyasaları artan bir baskıyla karşı karşıya. Son olaylar, Hürmüz yakınlarında tankerlerin yanmasıyla petrol fiyatlarının nasıl yeniden yükseldiğini göstererek, denizcilik geçiş noktalarının rutin nakliye kanallarından, geniş kapsamlı ekonomik sonuçları olan stratejik savaş alanlarına nasıl hızla dönüşebileceğini ortaya koydu.[11]

Trump’ın -hem yurt içinde hem de yurt dışında siyasi tepkilerle ve yakıt fiyatlarının karşılanabilirliği konusundaki artan endişelerle karşı karşıya- İran savaşının daha önce korkulandan daha erken sona erebileceğini ima etmesinin ardından hız kazandı. Ayrıca, Rus ihracatını da içerebilecek petrolle ilgili yaptırımların kaldırılabileceğini ve ABD Donanmasının Hürmüz Boğazı’ndan tankerlere eşlik edeceğini belirtti. Bu gelişmelere rağmen, çatışma hafifleme yönünde belirgin işaretler göstermiyor. İran, misilleme eylemlerini durdurma konusunda şimdiye kadar çok az isteklilik gösterirken, bölge genelindeki askeri saldırılar ve karşı saldırılar, bir düzineden fazla ülkeyi doğrudan veya dolaylı olarak krize dahil etti. Sonuç olarak, ham petrol piyasası dalgalanmaya devam ediyor ve tüccarlar, daha fazla tırmanma riskini, diplomatik baskının sonunda durumu istikrara kavuşturabileceği olasılığıyla dengelemeye çalışıyor.[12]

Küresel Enerjinin En Kritik Şok Noktası: Hürmüz Boğazı
Cebel Ali ve Halife de dahil olmak üzere Körfez’in önemli liman merkezlerinde aksama göstergeleri yükselmeye başladı. ABD denizaltısının Sri Lanka yakınlarında İran fırkateyni IRIS Dena’yı batırmasının ardından denizcilik çatışması coğrafi olarak genişledi, risk Hint Okyanusu’na yayıldı ve Hindistan gibi büyük ithalatçıları tedarik kesintisine maruz bıraktı.[13] Basra Körfezi üzerinden enerji ihracatının durması, küresel lojistiği Ümit Burnu’na kaydırmaya zorladı ve Asya-Avrupa transit sürelerine on beş gün daha ekledi. Güney Kore ve Japonya endekslerinin çöküş seviyesinde kayıplar kaydetmesi ve acil işlem durdurmalarına yol açmasıyla küresel finans piyasaları aşırı istikrarsızlıkla karşı karşıya kaldı. Körfez bölgesindeki büyük havacılık merkezlerindeki operasyonların askıya alınması ve İran Yüksek Lideri’nin ölümü, bölgesel istikrarsızlığın ve tedarik zinciri parçalanmasının uzun bir döneme gireceğinin sinyalini veriyor. Enerji fiyatlarındaki sürekli artış, günlük tüketim mallarının maliyetini de yükseltecektir. Süveyş Kanalı gibi yapay su yollarının aksine, Hürmüz Boğazı, dünyanın en büyük petrol tankerleri olan Çok Büyük Ham Petrol Tankerleri’ni (VLCC) barındıracak kadar derindir. Bu gemiler için gerekli olan derin su kanalları büyük ölçüde Umman karasularından geçmekte olup, bu da bölgenin coğrafyasına stratejik bir karmaşıklık daha katmaktadır. Boğazın gerçek önemi, ekonomik veriler incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Ortalama olarak, her gün yaklaşık 20 ila 21 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Bu, küresel petrol tüketiminin yaklaşık %20’sini ve dünya çapındaki tüm deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin neredeyse %30’unu temsil etmektedir. Petrolün yanı sıra, boğaz küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) piyasasında da merkezi bir rol oynamaktadır. Küresel LNG ticaretinin yaklaşık %20’si, başta Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere, bu sulardan geçmektedir. Finansal açıdan, bu koridordan geçen yıllık enerji akışlarının 500 ila 600 milyar ABD doları değerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bu bölgenin savunmasızlığı yeni bir durum değil. 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sırasında, Basra Körfezi daha sonra “Tanker Savaşı” olarak bilinen bir olaya sahne oldu. Her iki taraf da sistematik olarak petrol altyapısını ve ticari gemileri hedef aldı.

Çatışma sırasında 400’den fazla gemi saldırıya uğradı, bunların %60’ından fazlası petrol tankeriydi ve yaklaşık 400 denizci hayatını kaybetti. Buna karşılık, uluslararası toplum ticari gemi taşımacılığını korumaya başladı. [14] Merkez bankaları muhtemelen enflasyonu kontrol altına almak için borçlanma maliyetlerini artıracak, bu da tüketici harcamalarını azaltacak ve ekonomik büyümeyi aşağı çekecektir. [15]Bununla birlikte, kanaatimizce asıl kritik soru, Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz trafik akışlarındaki aksamanın ne kadar süreceği ve ABD uçakları ve gemilerinin verdiği tahribatın sonucunda limanlar ve enerji terminallerinin-fiziksel kritik alt yapı varlıklarının tahrip olup olmayacağıdır. İkinci olarak, Hürmüz krizinin sonuçlarının dünya ekonomisine dağılımları eşit olmayacaktır. Bazı ülkeler önemli bedeller ödeyecek. Diğerleri için ise etki şaşırtıcı derecede mütevazı olabilir. [16] İran’la savaşın başlamasının üzerinden bir hafta geçtikten sonra, Amerika Birleşik Devletleri dört temel hedef üzerinde anlaşmış gibi görünüyor: (1) İran donanmasını yok etmek; (2) İran’ın füze yeteneklerini yok etmek; (3) İran’ın nükleer silah geliştirmesini engellemek ve (4) İran’ın Lübnan’daki Hizbullah veya Yemen’deki Husiler gibi vekil grupları desteklemesini engellemek.[17] Ancak, bu iddialara karşıt olarak, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Başkanı Rafael Grossi:’’-İran’ın nükleer bomba ürettiğine dair bir kanıt bulunmadı.’’ beyanı ile savaşın meşruiyetinin gelecekte, 20O3 Irak Harekatında olduğu üzere, çok tartışılacağını ortaya koymuştur. [18] Öte yandan, ABD basınına göre, Orta Doğu’daki yangının fitilini ateşlen ABD-İsrail saldırılarının eylül ayına kadar sürebileceği ileri sürülmüştür. Buna mukabil İran basını, saldırganları cezalandırana kadar uzun süreli bir savaşa hazır olduklarını belirterek, İran’ın yeni girişimleri ve silahlarının muharebe alana dahil edilmediğini, bu silahları adım adım sahaya sürebileceklerini iddia etmiştir. [19]Gerekçesi ne olursa olsun, ani çatışma Basra Körfezi’nden geçen önemli bir ticaret yolunu tehlikeye attı, petrol ve doğalgaz akışını alt üst etti ve büyük pazarlarda gösterge fiyatlarını yükseltti. Çatışma ne kadar uzun sürerse hem küresel fiyatlar hem de Körfez’den gelen kaynaklara bağımlı ülkeler için tehdit o kadar artar. [20]ABD ve İsrail’in bir hafta önce İran’a saldırmasından bu yana, Hürmüz Boğazı’ndan geçen deniz trafiği neredeyse tamamen durdu. Bunun sonucunda ortaya çıkan ticaret aksamaları küresel olarak hissedilecek, ancak Çin’in bölgeden enerji ithalatına aşırı bağımlılığı ve İran’ın kalan birkaç uluslararası ortağından biri olması, kriz karşısındaki tepkisini özellikle önemli kılıyor. Pekin’in boğazı uluslararası ticarete açık tutma çağrılarına rağmen, gemi takip verileri, Çin tanker ve konteyner gemilerinin çatışmanın başlamasından bu yana neredeyse tamamen geçişlerini durdurduğunu ve onlarca Çin gemisinin Basra Körfezi’nde mahsur kaldığını gösteriyor.
Bu veriler, Çin’in kendi stratejik ve ticari çıkarlarını korumak için bile çatışmanın seyrini şekillendirme yeteneğinin sınırlı olduğunu vurguluyor. [21] Hürmüz Boru Hattı’nın kapatılmasının makroekonomik sonuçları, birbirinden farklı ancak birbirine bağlı üç boyutta kendini gösteriyor: ani enerji fiyat şoku, petrolün çok ötesine uzanan zincirleme tedarik zinciri aksamaları ve analistlerin “zehirli kombinasyon” olarak adlandırdığı yapısal makroekonomik dinamik; yani merkez bankalarının kurumsal olarak ele almakta yetersiz kaldığı, arz kaynaklı enflasyon ve talep daralmasının eş zamanlı olarak ortaya çıkması. Nakliye devleri neredeyse anında tepki gösterdi. Maersk, Hapag-Lloyd, MSC ve CMA CGM, boğazdan geçişleri askıya alan yönergeler yayınlamıştır. Kpler’den alınan gemi takip verileri, ticari operatörlerin, büyük petrol şirketlerinin ve sigortacıların koridordan fiilen çekildiğini ve tanker trafiğinin yaklaşık %70 oranında çöktüğünü gösterdi. Boğaz yasal anlamda resmen kapatılmadı; az sayıda İran ve Çin bayraklı gemi hareket etmeye devam etti. Ancak küresel denizcilik topluluğu için fiilen kapalıydı. Saldırılardan önce altı yılın en yüksek seviyelerine ulaşmış olan savaş riski sigorta primleri bir gecede çok yüksek seviyelere çıktı; denizcilik sigorta maliyetleri %50 arttı ve birçok büyük sigortacı, 5 Mart 2026’dan itibaren geçerli olmak üzere savaş riski teminatı için iptal bildirimleri yayınlamıştır. [22]
Basra Körfezinde Unutulan Tankerler Savaşından Alınan Dersler: Küresel Enerji Krizini’nin Tekrarı Olabilir mi?
Acımasız dini ve siyasi çekişmelerle körüklenen, XX. yüzyılın en uzun devletlerarası çatışmalarından biri olan İran-Irak Savaşı, 1987’de Basra Körfezi’ne sıçramıştır. 1984’ten itibaren savaş, sadece kara cephelerinde değil, Basra Körfezi’nde de şiddetlendi. “Tanker Savaşı” olarak adlandırılan bu süreçte İran ve Irak, birbirlerinin petrol ihracatını hedef aldı. İlk olarak Irak, İran’ın Harg Adası’ndaki petrol tesislerini bombaladı. İran da buna karşılık Körfez’den geçen petrol tankerlerine saldırarak Irak’a destek veren Körfez ülkelerini hedef aldı. Hayati önem taşıyan petrol tankerlerini korumak zorunda kalan NATO ve Sovyet deniz kuvvetleri, Körfez’de çeşitli İran ve Irak tehditlerinden kaynaklanan yeni ve eski zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. [23] Türkiye, savaş boyunca tarafsızlığını korudu ve her iki ülkeyle de iyi komşuluk ilişkilerini sürdürdü. ABD, Sovyetler Birliği, Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri genel olarak Saddam’dan, Suriye ve Libya da İran’dan yana tutum aldı. Irak’ın savaşı sürdürmesinde Arap ülkelerinden aldığı ekonomik destek belirleyici olmuştur. [24] 1980’lerin büyük bir bölümünde süren İran-Irak savaşı, XX. yüzyılın sonlarındaki en kanlı çatışmalardan biriydi. Her iki ordunun kayıpları yüz binleri buldu. Savaş alanları zaman zaman Birinci Dünya Savaşı’nın savaş alanlarına oldukça benziyordu; kilometrelerce uzanan cepheler boyunca karşılıklı siper sistemleri, siperlerin üzerinden ileriye doğru itilen yoğun piyade saldırıları ve kimyasal silah saldırıları hem saldırı hem de savunma yöntemi olarak giderek daha fazla kullanılıyordu. Esasen büyük ölçekli bir kara savaşıydı ve deniz operasyonları kesinlikle ikincil bir operasyon alanıydı. Bununla birlikte, savaşın denizcilik boyutu -özellikle de her iki tarafın da düşman ticaret gemilerine saldırma kararı- bugün İran ile ABD ve bölgedeki müttefikleri arasındaki gerilimlerin yeniden tırmanmaya başlamasıyla en çok yankı uyandıran unsur olmuştur.[25] Ancak, belirtmek gerekir ki, Sovyetler Birliği’ne karşı körfezi kaybetme korkusu müdahaleyi ilerletiyordu, Amerika Birleşik Devletleri geri adım atmanın siyasi olarak imkansız olacağı bir senaryoya giriyordu. 1984’te, ciddi müdahale konuşmaları başlamadan önce, yetkililer Arap devletleriyle yüzünü kaybetmenin tehlikesini fark etmiştir. “Düşük Olasılık/Yüksek Riskli Seçenekler” başlığı altında, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın bir muhtırası, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı mayınlama veya gemileri deniz ve hava yoluyla durdurma kararı olasılığını ele alarak : “İran’ın askeri eylemleri muhtemelen ABD’nin çıkarlarını koruyamadığını ve Körfez ülkelerini savunmayı göstermek için tasarlanacak…” İran, büyük ölçüde algısına dayanarak Körfez gemilerini kesintiye uğratmak için uzun ve düşük seviyeli bir harekat yürütmeye çalışabilir tespitinde bulunmuştur. Bu bağlamda, ABD’nin Körfez’deki ABD kuvvetlerinin sürdürülebilir bir taahhüdü destekleyecek siyasi iradeye sahip olmadığını.” analiz etmişlerdir.

Amerikalı yetkililer, hem İran-Kontra olayı 1986’da kamuoyuna açıklanmadan önce hem de sonrasında Körfez ülkeleri nezdinde güvenilirlik konusunda açıkça endişeliydi. Kuveyt’teki dışişleri bakanı konferansı öncesinde Irak’ın İran güçlerini Fao Yarımadası’ndan çıkaramamasına atıfta bulunarak, o dönemde ABD ulusal güvenlik danışmanı olan ve Savunma Bakanı olan Frank Carlucci’ye yazdığı bir memorandumda, Irak’ın zorluklarının “… dostlarımızın gerginliğini” ve “İran’ın başarılarından bizi sorumlu tutmaları için kamuoyunda daha fazla sebep sunuyor – bu, Iraklıların mevcut çatışmalar sona erdiğinde ortaya çıkacağı bir şey…” Aynı zamanda, Körfez devletlerinin İran’ın kazanımlarından duyduğu endişeler muhtemelen yakında bizden yardım taleplerine yol açacaktır.” varsayımına ulaşmıştır. 15 Haziran 1987’de Reagan, Amerika Birleşik Devletleri’nin yeniden bayrak değişikliği talebini reddederse “bir deniz gücü olarak rolünden vazgeçeceğini” söyledi ve Sovyet Birliği’nin körfeze genişleme tehdidine tekrar değindi. Bu söylem, İran’ın Amerikan kararlılığını test etmeye çalışması halinde çatışmadan kaçınmak için çok az seçenek bırakmıştır. [26]

Irak hükümeti için savaş, toprak ve prestij meselesiydi; Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in ordusu, Şatt el-Arab su yolunun ve nehrin İran tarafındaki iki ek limanın tam kontrolünü ele geçirmek için İran’ı işgal etti. İran liderliği için ise savaş, daha laik olan Irak’ta birçok Şii kutsal mekanının bulunması nedeniyle İslam Devrimi’nin bir uzantısıydı. Her iki taraf da, çatışmayı finanse etme yeteneklerini zayıflatmak için, başta petrol ticareti olmak üzere, diğerinin deniz ticaretine saldırdı. Irak’ın taktikleri, havadan karaya saldırılara odaklandı. Kuveyt ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen Irak Hava Kuvvetleri, komşularının topraklarından güneye uçmalarına olanak tanıyan uçuş haklarına sahipti. Ardından, Irak uçakları Basra Körfezi üzerinde doğuya döner, bir İran petrol tankerini bulur ve Exocet füzesiyle imha ederdi. İran donanması ve İslam Devrim Muhafızları Donanması, Kuveyt tankerleri de dahil olmak üzere Irak ile ticaret yapan tankerlere saldırdı. Bazen Çin yapımı Silkworm karadan karaya füzeleriyle gemilere saldırdılar ve bu füzeleri, Irak’ın ele geçirdiği El-Faw yarımadası gibi yerlerden, Kuveyt’te demirlemiş veya iskeleye yanaşmış tankerlere uzun menzilli atışlar yaparak hedef aldılar. İran ayrıca Kuveyt’in Mina el-Ahmadi limanına gizlice mayın döşedi.[27]

İran, savaşın ilk aşamalarında limanda birçok Irak gemisini tuzağa düşürdü veya imha etti. Ancak Irak, 1981’de Körfez’in en kuzey ucundaki İran limanlarına giden veya gelen gemilere saldırılar başlatarak Körfez’de tanker savaşını başlattı. Irak, bu saldırıları 1984 yılına kadar İran’ın denizde paralel bir yanıtı olmadan sürdürdü. Ancak o yılın Mart ayında Irak, saldırılarının hızını artırdı ve coğrafi kapsamını genişleterek daha güneydeki İran noktalarına, özellikle Harg Adası’ndaki petrol yükleme kompleksine hizmet veren gemilere saldırdı. İki ay sonra İran kendi saldırılarını başlattı ve tanker savaşı iki yönlü bir mesele haline gelmiştir. [28] Tanker savaşının ilk aşaması Mayıs 1981’de Irak’ın, Körfez’in kuzey bölgesindeki İran limanlarına giden veya bu limanlardan gelen tüm gemilerin saldırıya açık olduğunu ilan etmesiyle başladı. Irak, tehditlerini uygulamak için öncelikle Super Frelon helikopterleri, Exocet gemisavar füzeleri ile donatılmış F-1 Mirage ve MiG-23 savaş uçaklarını kullanarak hava gücünü devreye sokmuştur. ukarıda özetlendiği üzere, İran, Basra Körfezi’ne kıyısı olan sekiz ülke arasında en uzun kıyı şeridine sahip olup, Körfez’deki münhasır ekonomik bölgesi, bir sonraki en büyük ülkenin neredeyse iki katı büyüklüğündedir. İran’ın geniş Basra Körfezi kıyı şeridi ve askeri yetenekleri, İran’a enerji kaynaklarının serbest akışını tehdit etmek de dahil olmak üzere bölge genelinde güç gösterme potansiyeli kazandırmıştır. İran’ın Körfez’deki enerji ticaretini aksatmaya yönelik tehditleri ve fiili girişimleri, İran için stratejik faydalar ve riskler doğurmuş, hatta bazen İran’ı Amerika Birleşik Devletleri ile doğrudan çatışmaya sokmuştur. 1980’lerin sonlarında, 1980-1988 İran-Irak Savaşı’nın sonlarına doğru, İran güçleri “tanker savaşı” olarak adlandırılan operasyonun bir parçası olarak Hürmüz Boğazı da dahil olmak üzere Basra Körfezi’nin tamamına mayın döşedi. Karada çatışma büyük ölçüde çıkmaza girince, İran ve Irak güçleri Körfez’deki diğer ülkenin enerji altyapısına ve ayrıca diğer ülkeden ve üçüncü ülkelerden petrol taşıyan tankerlere saldırmıştır. [29]

1981 ile 1983 yılları arasında İran kuvvetleri genellikle denizde ateş açmaktan kaçınmıştır. Ancak 1984’te Irak çabalarını artırarak Tanker Savaşı’nın ikinci aşamasını başlattı. Exocet füzeleriyle donatılmış Fransız Super-Etendard savaş uçaklarının gelişi, Iraklılara daha fazla menzil sağlamıştır. İran sonunda misilleme yaptı. İran, 1984-1986 yılları arasında etkili gemisavar seyir füzelerine sahip olmadığı için gemileri hedef alırken yaratıcı taktikler kullanmak zorunda kaldı. Örneğin, İran, Maverick ve AS 12 gibi zırhlı kara araçlarına saldırmak için tasarlanmış havadan karaya füzeler kullandı; bunlar nispeten küçük gemilerden bile çok daha küçük hedeflerdi. Zırh delici füzeler, tanklardaki kalın zırh plakalarını delmek için tasarlanmıştır; bu da gemilere yönelik saldırılar için alakasız bir yetenektir. İran’ın saldırıları gemilere çok az fiziksel hasar verdi, ancak gemilerin yaşam alanlarına yapılan başarılı vuruşlar bazen mürettebatı öldürdü veya yaraladı ve geçişleri aksattı. Tanker Savaşı’nın ilerleyen dönemlerinde İran’ın füze cephaneliği, nispeten etkisiz Sea Killer gemisavar seyir füzelerini de içerecek şekilde genişlemiştir. 1987’de İran, çok daha büyük savaş başlıklarına sahip Çin yapımı CSSC-2 “İpekböceği” füzelerini konuşlandırdı; bunlar İran’ın ilk etkili gemisavar seyir füzeleriydi. [30]

İran Donanması, Irak’la ticaret yaptığı düşünülen gemileri durdurmak ve denetlemek için İngiliz yapımı fırkateynlerini kullanarak Irak’a deniz ablukası uyguladı. Iraklı pilotların deniz hedeflerini vurma konusunda çok az eğitimli olmaları nedeniyle, İranlılar neredeyse cezasız bir şekilde faaliyet gösterdiler. Bazı İran savaş gemileri tankerlere gemiden gemiye füzelerle saldırırken, diğerleri radarlarını kullanarak karada konuşlandırılmış gemisavar füzelerini hedeflerine yönlendirdi. İran, roketatar ve ağır makineli tüfeklerle donatılmış Boghammar sürat teknelerini kullanan yeni Devrim Muhafızları donanmasına güvenmeye başladı. Bu sürat tekneleri tankerlere karşı sürpriz saldırılar düzenleyerek önemli hasara neden oluyordu. İran ayrıca tankerlere Maverick füzeleri ve güdümsüz roketler fırlatmak için F-4 Phantom II savaş uçakları ve helikopterleri kullandı. İran’ın Kuveyt gemilerine yönelik sürat teknesi saldırıları, Kuveyt’in 1 Kasım 1986’da gemilerini korumak için yabancı güçlere resmen başvurmasına yol açtı.[31] Earnest Will, İran-Irak Savaşı’nın yedinci ve son yılında Kuveyt’in deniz koruması talebine ABD’nin verdiği cevaptı. Irak, İran’ı ateşkesi kabul etmeye zorlamak ve başlıca döviz kaynağı olan petrol ihracatını engellemek amacıyla 1984’te İran gemilerine saldırarak savaşı Körfez’e genişletti. Ateşkesi kabul etmeye yanaşmayan İran karşılık verdi, ancak genel olarak Irak gemi saldırılarına misilleme yaparak karşılık verdi ve savaşı önemli avantajlara sahip olduğu kara bölgeleriyle sınırlamayı tercih etti. Kuveyt, Aralık 1986’da Moskova’dan tankerlerini korumasını istedi ve ABD hükümeti de 1987 baharında benzer bir talebi ciddi olarak değerlendirmeye başladı. Ancak İran, Kuveyt’in sağladığı ekonomik yardım ve limanlarının Irak’a silah sevkiyatı için ana noktalar olarak kullanılmasına izin verme isteği nedeniyle Kuveyt’i Irak’ın neredeyse müttefiki olarak algılıyordu. [32]

Gerçekten, 1987’de İran saldırılarının artan etkinliğine karşılık olarak Kuveyt, petrol tanker trafiğini korumak için Amerika Birleşik Devletleri’ni bölgeye çekti. ABD, Kuveyt tankerlerinin bayrağını değiştirerek onları ABD Donanması refakatine uygun hale getirdi ve tarafsız Körfez ülkelerine gidiş gelişlerde gemi güvenliğini sağlamıştır. Başkan Reagan, askeri bir yanıt emri verdi: ABD güçleri, IRGCN’nin önemli hazırlık üsleri olan iki İran petrol platformu Sassan ve Sirri’yi imha etti. Sassan, İran’ın en büyük açık deniz platformlarından biriydi ve aslında yedi birbirine bağlı platformdan oluşuyordu. Bandar Abbas’taki seçilmiş IRGCN hedeflerine hava veya seyir füze saldırıları eklenmesi önerildi, ancak Washington, İran ana karasına herhangi bir saldırı başlatma fikrini reddetti. Ancak Amiral Crowe’un ısrarı üzerine CENTCOM’a bir İranlı deniz savaşçısını batırması emri verildi. Genelkurmay Başkanı’na göre, İran kasıtlı olarak bir ABD savaş gemisine saldırmıştı; ABD’nin yanıtı ise kendi dosyalarından birini “en altta” koymak olmuştur. [33] Amerika Birleşik Devletleri, İran saldırılarını caydırmak ve Körfez üzerinden enerji ticaretinin serbest akışını garanti altına almak amacıyla bir dizi askeri operasyon düzenledi; bunlar arasında şunlar yer almaktadır:
- Earnest Will Operasyonu (Temmuz 1987-Eylül 1988), ABD Donanması gemilerinin, Kuveyt bayrağı altında ABD gemisi olarak yeniden düzenlenmiş tankerlere Körfez boyunca eşlik ettiği bir operasyondu (ilk konvoy sırasında bir tanker mayına çarptı);
- ABD özel kuvvetlerinin mayın döşerken bir İran gemisini ele geçirdiği Operation Prime Chance-Baş Şans Operasyonu (Eylül 1987) (gemi daha sonra batırıldı);
- ABD deniz kuvvetleri ve SEAL’lerinin, İran’ın ele geçirdikleri Irak Silkworm kıyı savunma seyir füzeleriyle gemilere yönelik saldırılarına misilleme olarak faaliyette olmayan petrol platformlarını imha ettiği Operation Nimble Archer-Çevik Okçu Operasyonu (Ekim 1987);
- ABD kuvvetlerinin, İran’ın bir mayın saldırısı sonucu bir ABD fırkateyninin ağır hasar görmesine misilleme olarak İran’ın çeşitli petrol platformlarına saldırdığı ve II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD Donanmasının en büyük yüzey harekatında İran deniz kuvvetleriyle çatışmaya girdiği Operation Praying Mantis-Peygamberdevesi Operasyonu (Nisan 1988). [34]
Savaşın asıl amacı düşmanı gelir kaynaklarından mahrum bırakmak olduğundan, tankerler ve diğer ürün taşıyıcıları başlıca hedeflerdi. Hedefler arasındaki payları her zaman %50’nin üzerindeydi- 1984’te %57, 1985’te %70, 1986’da %93 ve 1987’de %74 . Genel olarak, tüm saldırıların %59’u Irak, %41’i ise İran tarafından gerçekleştirildi. Irak saldırıları daha ölümcül oldu. Saldırılarının %21’i gemi batmasına yol açarken, İran’ın saldırılarının sadece %10’u gemi batmasına neden oldu. Dolayısıyla yıkım dengesi Irak lehine oldukça çarpıktır (%75’e %25) . Bununla birlikte, verilen hasarın dengesi zaman içinde değişti. Savaşın büyük bölümünde Irak lehineydi, ancak sonunda oran 4:3 İran lehine değişti. Mali açıdan bakıldığında, savaşın tamamı İran’a 350 milyar dolar, Irak’a ise 160 milyar dolar petrol geliri kaybına neden olmuştur. Çeşitli silah sistemlerinin mevcut olmasına rağmen, bunların kullanımında farklı kalıplar göze çarpmaktadır. Bunlar operasyonel koşullarla açıklanabilir.

İran’ın deniz kuvvetleri Körfez’e hâkim olduğu için Irak donanması düşmanı tarafından limanlarda abluka altına alınmıştı. Bu nedenle Irak, hava kuvvetlerine güvenmek zorunda kaldı. Ancak hava kuvvetleri, İran topraklarının derinliklerine kadar ulaşabilecek kadar uzun menzile ve uygun mühimmata sahip değildi.[35] İran ve Irak’ın Basra Körfezi’ndeki saldırıları 8 milyon tonluk gemiyi batırdı; bu miktar, İkinci Dünya Savaşı’nda batırılan toplam ticari gemi tonajının üçte birine denk geliyor. İstatistikler, Körfez’deki gemilere yönelik “göze göz, dişe diş” saldırılarının şiddetini vurgulamaktadır. [36] Temmuz 1987’de BM Güvenlik Konseyi, Irak ve İran’ı ateşkesi kabul etmeye, güçlerini uluslararası kabul görmüş sınırlara çekmeye ve sınır anlaşmazlıklarını BM himayesinde yapılacak müzakerelerle çözmeye çağıran 598 sayılı kararı oy birliğiyle kabul etti . Irak , İran’ın karşılık vermesi halinde şartlara uymayı kabul etti . Ancak İran, Irak’ı savaşta saldırgan taraf olarak kınayan (bu da onları savaş tazminatı ödemekle yükümlü kılacaktı) ve tüm yabancı donanmaların Körfez’den ayrılmasını isteyen değişiklikler talep etmiştir. Körfez’deki askeri operasyonlar yeniden başladı ve Nisan 1988’de Irak, bu kez İran birliklerine karşı kimyasal silahlar kullanarak Fâv yarımadasını geri aldı. Temmuz 1988’te yolcu uçağı olan İran Hava Yolları’nın 655 sefer sayılı uçağı , savaş uçağı sanılarak bir ABD füze kruvazörü tarafından düşürüldü. 290 kişinin ölümüne yol açan bu trajedi, savaşın İran’daki siviller üzerindeki ağır etkisini daha da vurgulamıştır. 3 Temmuz 1988’de, İran Hava Yolları’na ait 655 sefer sayılı uçak, Tahran’dan Dubai’ye giderken ABD Donanması’na ait güdümlü füze kruvazörü USS Vincennes tarafından düşürüldü. Sivil uçak, planlanan uçuş rotası üzerinde, o sırada Basra Körfezi’ndeki İran karasuları üzerinde uçuyordu. Airbus A300 B2-203 tipi uçak, 16 mürettebat ve 66 çocuk da dahil olmak üzere 290 kişiyi taşıyordu. O sırada İran sularında bulunan USS Vincennes gemisi tarafından ateşlenen SM-2MR karadan havaya füzelerle vurulduktan sonra kurtulan olmadı. Bu trajedi, havacılık tarihinin en ölümcül trajedileri arasında yedinci sırada yer almaktadır. [37] Artık savaştan yorgun düşen İran, nihayet 20 Temmuz’da Birleşmiş Milletler’in 598 sayılı kararını kabul etti ve ateşkes 20 Ağustos 1988’de yürürlüğe girmiştir.[38]
19888 Tanker Savaşları İle 2026 Savaşın Farklı Yönleri
Bölgedeki enerji altyapısı hasar gördü ve Irak’taki Rumaila petrol sahası ile Katar’daki Ras Laffan LNG kompleksi de dahil olmak üzere tesislerde üretimin askıya alınmasına yol açtı.Şok dalgaları dünya piyasalarında şimdiden yankı buldu ve bu aksaklık ne kadar uzun sürerse etkileri o kadar artacak. Kriz, ABD’nin Rusya ve Suudi Arabistan’ın toplamından daha büyük bir petrol ve doğalgaz üreticisi konumunu gözler önüne serdi. Zamanla, küresel petrol ve LNG piyasalarındaki mevcut sıkışıklığı hafifletmede rol oynayabilir. Ancak bu üretim gücünü kendi lehine koşulları şekillendirmek için kullanma yeteneği son derece sınırlıdır. Yukarıda özetlendiği üzere, Körfez’de gemi trafiğine yönelik aktif tehditlerin son yaşandığı dönem, 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ydı. Başkan Ronald Reagan, tankerleri ve diğer gemileri korumak ve İran’ın boğazı kapatmak için döşediği mayınları temizlemek amacıyla ABD savaş gemilerini göndermişti. [39]
Bu karşılaştırma hem aydınlatıcı paralellikleri hem de aynı derecede aydınlatıcı farklılıklarıyla öğreticidir ve mevcut stratejik durumun güvenle değerlendirilebilmesi için her ikisinin de titiz bir analizi gereklidir.Tanker Savaşı, İran-Irak Savaşı’nın ikincil bir cephesi olarak ortaya çıktı; bu savaş, ticari gemilere yönelik sistematik saldırıların ciddi anlamda başlamasıyla dördüncü yılına girmişti. Irak ilk saldıran taraf oldu ve Tahran’ı savaş çabalarını destekleyen ihracat gelirlerinden mahrum bırakmak amacıyla İran petrol terminallerini ve tankerlerini hedef aldı. İran ise Bağdat’a maddi destek sağlayan Kuveyt ve Suudi Arabistan limanlarına hizmet veren gemilere saldırarak karşılık verdi. Dört yıl boyunca Körfez sularında 500’den fazla gemiye saldırıldı, yaklaşık 63 gemi batırıldı ve tahminen 430 denizci öldürüldü. 1987’de çatışmanın doruk noktasında, Reagan yönetimi, Kuveyt tankerlerini ABD bayrağı altında yeniden tescil ettirerek ve onları Körfez’den deniz koruması altında geçirerek dramatik bir adım attı. Bu operasyon, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD Donanması’nın gerçekleştirdiği en büyük konvoy operasyonu olan Earnest Will Operasyonu oldu. İran’ın uluslararası sularda mayın döşemesi, ABD bayraklı Bridgeton tankerine mayın isabet etmesi ve USS Samuel B. Roberts fırkateyninin neredeyse batması, çatışmayı Nisan 1988’de “Praying Mantis Operasyonu”nda İran Devrim Muhafızları deniz kuvvetleriyle doğrudan Amerikan askeri müdahalesine kadar tırmandırdı; bu operasyon sırasında ABD Donanması tek bir günde iki İran petrol platformunu imha etti ve altı İran gemisini batırdı veya hasar verdi.
O çatışma ile mevcut kriz arasındaki en önemli fark, savaşan tarafların kimlikleri ve motivasyonlarında yatmaktadır. 1980’lerde İran, Amerikan istihbaratı ve Körfez devletlerinin finansmanıyla desteklenen Irak saldırısına karşı hayatta kalma mücadelesi veriyordu; deniz saldırıları, daha geniş bir konvansiyonel çatışma içindeki ekonomik savaşın bir aracıydı, birincil stratejik bir araç değildi. Daha da önemlisi, 1980’lerde İran’ın boğazı açık tutmak için güçlü bir teşviki vardı: kendi petrol ihracatı, savaş finansmanının birincil kaynağıydı. Tanker trafiğinin aksaması, İran’a da rakipleri kadar zarar veriyordu. Bugün ise durum tam tersine döndü. İran’ın ihracatı yaptırımlarla fiilen bastırılmış durumda, ekonomisi Aralık 2025 protestolarının ardından yapısal bir kriz içinde ve rejim varoluşsal bir askeri tehditle karşı karşıya. Boğaz artık İran’ın ticari can damarı değil; elinde kalan en güçlü silahı. İkinci kritik farklılık, Amerika Birleşik Devletleri’nin rolüyle ilgilidir. 1980’lerde Amerika, tarafsız gemilerin koruyucusu olarak denizcilik çatışmasına üçüncü taraf olarak girmiş, önemli bir uluslararası meşruiyete ve Körfez ülkelerinin çoğunun zımni desteğine sahip olmuştur. Bugün ise Amerika Birleşik Devletleri başlıca savaşan taraftır. Bu dönüşüm, herhangi bir çözümün müzakere edilmesi gereken diplomatik ortamı temelden değiştirmektedir. 1988’de İran, doğrudan düşmanı tarafından yenilgiyi kabul etmenin siyasi bedelini ödemeden, Amerikan arabuluculuğuyla sağlanan bir ateşkesi kabul edebilirdi. Bu seçenek artık mevcut değil. Bugün herhangi bir ateşkes, İran’ın en yüksek liderini öldüren güce tavizler vermesini gerektiriyor; bu da tamamen farklı bir büyüklükte siyasi ve sembolik bir engel teşkil ediyor.[40]
ABD-İsrail-İran savaşı, tedarikçilerin hasarlı tesisler, aksayan lojistik ve nakliye risklerindeki artışla boğuşması nedeniyle, çatışma hızla sona erse bile, dünya genelindeki tüketicilerin ve işletmelerin haftalarca veya aylarca daha yüksek yakıt fiyatlarıyla karşı karşıya kalmasına neden olabilir. Piyasa, rafineri kapanmaları ve ihracat kısıtlamaları ham petrol işleme ve bölgesel arz akışlarını aksatmaya başladıkça, saf jeopolitik riski fiyatlandırmaktan somut operasyonel aksaklıklarla başa çıkmaya doğru kayıyor. Savaşın başlamasından bu yana küresel petrol fiyatları %25’ten fazla artarak dünya genelindeki tüketiciler için yakıt fiyatlarını yükseltti. Boğazın neredeyse tamamen kapanması, bölgenin dev petrol üreticileri olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak ve Kuveyt’in, küresel rafinerilere yaklaşık 140 milyon varil petrol sevkiyatını (bu da küresel talebin yaklaşık 1,4 günlük miktarına denk geliyor) askıya almak zorunda kalması anlamına geliyor. Sonuç olarak, Orta Doğu Körfezi’ndeki petrol ve doğalgaz depoları hızla doluyor ve bu durum Irak ve Kuveyt’teki petrol sahalarının üretimini azaltmasına yol açıyor ; analistler, tüccarlar ve kaynaklara göre Birleşik Arap Emirlikleri’nin de sıradaki adım olması muhtemel . Bazı kaynaklar, eğer gemiler gelmezse, bir noktada herkes de faaliyetlerini durduracak görüşünü ileri sürmüştür. [41] Kuveyt Petrol Şirketi petrol üretimini azaltmaya başladı ve mücbir sebep ilan etti. Bu durum, İran savaşının Ortadoğu’dan sevkiyatları sekizinci gün üst üste engellemesiyle Irak ve Katar’ın daha önce açıkladığı petrol ve doğalgaz üretim kesintilerinin ardından arz baskısını daha da artırdı. Devam eden savaş, dünyanın en önemli petrol arteri olan ve küresel petrol ve LNG arzının yaklaşık %20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı bloke etti. Analistler, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın da petrol depoları tükendiğinde üretimlerini yakında azaltmak zorunda kalacaklarını tahmin ediyor. [42]Enerji fiyatları üzerindeki anlık etki önemli oldu. 2 Mart sabahı petrol fiyatları yaklaşık %8, Avrupa doğalgaz fiyatları ise yaklaşık %20 arttı. Enerji fiyatları üzerindeki uzun vadeli etki, çatışmaların ne kadar süreceğine ve Hürmüz Boğazı’ndan yapılan gemi trafiğine etkisine bağlı olacaktır. Kısa süreli bir çatışma, petrol ve doğalgaz piyasalarına jeopolitik risk primi getirecektir. Uzun süreli bir aksama – belki de birkaç hafta sürecek – stokları aşındırmaya, lojistiği kısıtlamaya ve küresel petrol ve doğalgaz dengelerini sıkılaştırmaya başlayacak ve fiyatlar üzerinde çok daha büyük etkiler yaratacaktır.
İran’ın Hürmüz Boğazı’na uyguladığı abluka, piyasadan 20 milyon varil petrolü ve küresel sıvılaştırılmış doğal gazın %20’sini kaldırarak, 96 saat içinde küresel hisse senedi değerinde 3,2 trilyon dolarlık bir kayba yol açmaktadır. Acil tehditler arasında bölgedeki denizcilik sigortasının çökmesi ve büyük ekonomilerde enflasyonist savaş finansmanına doğru zorunlu bir geçiş yer almaktadır. Basra Körfezi üzerinden enerji ihracatının durması, küresel lojistiği Ümit Burnu’na kaydırmaya zorladı ve Asya-Avrupa transit sürelerine on beş gün daha ekledi. Güney Kore ve Japonya endekslerinin çöküş seviyesinde kayıplar kaydetmesi ve acil işlem durdurmalarına yol açmasıyla küresel finans piyasaları aşırı istikrarsızlıkla karşı karşıya kaldı. Körfez bölgesindeki büyük havacılık merkezlerindeki operasyonların askıya alınması ve İran Yüksek Lideri’nin ölümü, bölgesel istikrarsızlığın ve tedarik zinciri parçalanmasının uzun bir döneme gireceğinin sinyalini veriyor. Uluslararası Enerji Ajansı, Şubat 2026 için küresel petrol talebini günlük 104,87 milyon varil olarak tahmin ediyor. Özellikle Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore’nin başını çektiği Asya ekonomileri, bu boğazdan geçen ham petrolün %80’inden fazlasını alıyor. 2025 yılında Çin’in ham petrol ithalatı günlük 11,6 milyon varil ile tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Alternatif transit seçenekleri, deniz yolunun yerini alacak kapasiteye sahip değil. Suudi Arabistan’daki Doğu-Batı boru hattının günlük kapasitesi 7 milyon varil. Birleşik Arap Emirlikleri ise Fujairah’a günlük 1,5 milyon varil petrol taşıyor. Bu rotalar, bölgesel ihracat trafiğinin %40’ından daha azını karşılıyor.[43] Başkan Trump, petrol ihracatının yeniden başlaması için gerekirse ABD Donanmasının Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlere refakat edeceğini söyledi.
Ancak yüzlerce gemi Basra Körfezi’nde mahsur kaldı ve bu durum, güvenli geçiş sağlamak için bölgede yeterli ABD deniz gücünün olup olmadığı sorusunu gündeme getirdi. Analistlere göre, gemi sahiplerinin boğazdan geçebilmeleri için saldırıların olmadığı uzun bir döneme ihtiyaçları var. Boğaz ne kadar uzun süre kapalı kalırsa, petrol tedarikindeki aksama da o kadar artıyor. [44]
Krizin Avrupa Pazarına Etkisi
Avrupa, Çin, Hindistan, Japonya veya Güney Kore’ye kıyasla Körfez petrolüne ve LNG’ye çok daha az bağımlı olsa da, tamamen izole değil. Petrol ve LNG küresel pazarlardır: Hürmüz Boğazı’nın herhangi bir şekilde tıkanması, sınırlı fiziksel ithalatına bakılmaksızın Avrupa’yı etkileyecek ani fiyat artışlarına yol açabilir. Avrupa’nın en belirgin kırılganlığı LNG’dir. Hürmüz Boğazı üzerinden LNG akışı kısıtlanırsa, küresel spot arzı anında daralır. Avrupa daha sonra spot piyasada esnek kargolar için Asyalı alıcılarla rekabet etmek zorunda kalır; bu durum 2021-2023 enerji krizi sırasında da görüldü. Bu, özellikle Avrupa’nın 2026 yılına son yıllara göre çok daha düşük doğalgaz depolama seviyeleriyle başlaması nedeniyle (Şubat 2026 sonunda 46 milyar metreküp, 2025’te 60 milyar metreküp ve 2024’te 77 milyar metreküp) Avrupa doğalgaz fiyatlarını yükseltecektir. Depolama ve dolum işlemleri aksayabilir ve bu da Avrupa’da endüstriyel enerji maliyetleri üzerinde baskı oluşturabilir. Yüksek doğalgaz fiyatları, özellikle doğalgaz yoğun sektörler için elektrik fiyatlarını ve endüstriyel kar marjlarını etkiler. Petrol ve doğalgaz fiyatları eş zamanlı olarak yükselirse, ikame daha zor hale gelebilir ve bu da kömür talebini yeniden tetikleyerek talep tarafında tasarruf baskısına yol açabilir. Avrupa’nın endüstriyel enerji maliyetlerini düşürme hedefine ulaşmak – AB liderlerinin rekabet gücüyle ilgili endişelerinin merkezinde yer alan bir konu – daha karmaşık hale gelebilir.
Dikkatle incelecek olursak bu kriz neticesinde, Avrupa’ya giden önemli bir tedarik hattı ortadan kayboldu. Neredeyse eş zamanlı olarak Rus liderliği, isterlerse Avrupa’ya kalan doğalgaz akışını derhal durdurabileceklerinin sinyalini verdi.Kıta üzerinde asılı duran bir başka koz. Hürmüz Boğazı. İran, tehditler ve askeri baskı yoluyla kapıyı fiilen kapattı. Dünya petrol ve doğalgazının yaklaşık %20’si normalde bu dar boğazdan geçiyor. Kızıldeniz’deki Husi tehditleri, gemileri Bab el-Mandeb’den uzaklaşmaya zorluyor ve küresel enerji ve ticaret için hayati önem taşıyan bir başka arteri daha daraltıyor. Petrol söz konusu olduğunda, piyasaları sakinleştirmek amacıyla 1 Mart’ta OPEC+’ın üretimi artırma kararı kesinlikle önemli. Uluslararası Enerji Ajansı, üye devletlerinin ciddi petrol arzı aksaması durumunda ellerinde bulundurmak zorunda oldukları 90 günlük ithalat eşdeğeri petrol stoklarını topluca kullanmalarına izin verip vermeyeceğine karar verecek. Şimdilik ABD, büyük stratejik petrol rezervinden petrol çıkarmayı düşünmüyor (ABD stoğu IEA gereksinimini aşıyor), bu da Washington’ın herhangi bir fiyat artışının sınırlı olacağına inandığını gösteriyor. Avrupa politika yapıcıları, Orta Doğu’da uzun süreli bir çıkmaz durumunda henüz yapmadıysalar, acil durum planları hazırlamalıdırlar. Doğalgaz konusunda, Avrupa Komisyonu, büyük fiyat artışları veya kıtlık durumunda uygulanacak arz güvenliği önlemleri konusunda AB hükümetleriyle koordinasyon sağlamalıdır. Bunlar şunları içerebilir: i) Asya’ya olası sevkiyatların yönlendirilme ölçeğini anlamak için LNG piyasalarının izlenmesi ve arz güvenliğini sağlamak için tüm olası seçeneklerin uygulanması; ii) AB doğalgaz talebini azaltma stratejisinin hazırlanması; iii) önümüzdeki aylarda daha koordineli doğalgaz depolama dolum operasyonları, maliyet etkinliği ve gelecek kış için (dolum işlemleri ilkbaharda başlayacak) arz güvenliğini sağlamak.Avrupa için, ABD/İsrail ile İran arasındaki yeniden alevlenen çatışma, yapısal olarak daha sıkı ve küreselleşmiş bir doğalgaz piyasasında parçalanmanın maliyetli olduğunu hatırlatıyor. Enerji krizi sırasında uygulamaya konulan ihtiyati tedbirler, AB düzeyinde doğalgaz depolama alanlarının yeniden doldurulmasının koordinasyonu ve arz güvenliğini güçlendirmeye yönelik ortak çabalar da dahil olmak üzere, ortadan kaldırılmamalı, korunmalıdır.Bu durum aynı zamanda daha temel bir noktayı da pekiştiriyor: Avrupa’nın jeopolitik şoklara maruz kalması, Rusya’dan başta ABD olmak üzere diğer tedarikçilere bağımlılığını kaydırmış olsa bile, istikrarsız küresel piyasalarda işlem gören ithal fosil yakıtlara olan sürekli bağımlılığından kaynaklanıyor. Yeni gerilimler, düşük karbonlu geçişi yavaşlatmak yerine, temiz, yerli üretim enerji kaynaklarının kullanımının hızlandırılması gerektiğini gösteriyor. Avrupa, ekonomisini tekrarlayan dış şoklardan kalıcı olarak koruyabilmek için ancak petrol ve LNG ithalatına olan yapısal bağımlılığını azaltabilir.[45] Orta Doğu’daki askeri saldırılar ve Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanması, son bir yılda Avrupa doğalgaz piyasalarında yaşanan en keskin dalgalanmalardan birine yol açtı ; sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) akışındaki aksamalar nedeniyle TTF (Başlık Transfer Tesisi) gösterge fiyatı hızla yükseldi. Bu şok, Avrupa elektrik piyasalarına doğrudan yansıyor ve fiyat tepkileri, ulusal doğalgaz maruziyetine göre değişiklik gösteriyor. Anlık dalgalanmanın ötesinde, piyasa tepkisi, küresel LNG arzı, Avrupa elektrik fiyatlandırması ve Avrupa’nın daha geniş enerji güvenliği gidişatı arasındaki yapısal bağlantıyı vurguluyor. Bu çatışmanın tırmanması, enerji geçişini hızlandırmanın yapısal gerekçesini güçlendiriyor.

Doğalgaz fiyatlarındaki değişim sadece emtia piyasalarıyla sınırlı kalmıyor; piyasanın fiyat oluşum mekanizması aracılığıyla doğrudan Avrupa toptan elektrik fiyatlarına da yansıyor.[46] Avrupa Komisyonu acil bir doğalgaz kıtlığı olmadığını söylese de, Avrupa genelinde doğalgaz için birincil fiyat referansı olan ve tüccarlar, enerji şirketleri ve hükümetler tarafından sözleşmeleri belirlemek için kullanılan Hollanda Toptan Tüketici Fiyat gösterge fiyatı, son günlerde küresel LNG arzının daralmasına ilişkin piyasa endişesini yansıtarak yükseliş gösterdi.[47]
Çin Enerji Politikasinda Hürmüz
Çin, Orta Doğu petrol ve doğalgazına olan bağımlılığını en aza indirmek konusunda çok bilinçli davrandı. Tedarikçilerini ve tedarik yollarını çeşitlendirdi; bu da son yıllarda Rusya ile büyüyen bir ortaklığa ve geçen yıla kadar Amerika Birleşik Devletleri ile genişleyen bir enerji ticaret ilişkisine yol açtı. Alternatif yakıtlar ve teknolojilere geçişi teşvik ederek enerji ithalatına olan genel talebi azaltmak da Çin’in genel stratejisinin bir parçası oldu. Elektrikli araçları, güneş enerjisi üretimini ve genellikle yeşil sanayi stratejisinin bir parçası olarak görülen bir dizi diğer girişimi destekleme çabaları, elbette kısmen endüstriyel liderlik hırslarından kaynaklanıyor, ancak aynı zamanda ithal enerjiye olan yerel talebi azaltma temel arzusundan da büyük ölçüde besleniyor. Bu çabalara rağmen Çin, genel olarak küresel petrol ve doğalgaz piyasalarındaki ve özellikle Orta Doğu’daki aksaklıkların olumsuz etkilerine karşı hâlâ oldukça savunmasız durumda. Çin hükümetinin petrol stoklarına ilişkin veri yayınlamaması ve doğalgaz depolama seviyeleri hakkında da benzer eksiklikler bulunması nedeniyle, geçişin mümkün olmadığı durumlarda ortaya çıkabilecek açıkları gidermeye ne kadar hazır olduğu biraz belirsiz.[48]
Öncelikle belirtmek gerekir ki küresel enerji arzının özellikle son on yılda yeni üreticilerle (LNG tarafında) tarihte olmadığı kadar çeşitlenmesi ve artması (Kuzey Amerika) rasyonel senaryoda enerjide düşük fiyat ortamının hakim olacağını gösteriyordu. Düşük fiyat ortamından en fazla yararlanan aktör ise enerji talebi en fazla olan Çin’di. Çin, fosil yakıt tarafındaki bu ciddi fiyat avantajından yararlanırken, aynı zamanda yenilebilir enerji tarafındaki teknoloji ve kritik hammadde (nadir toprak elementleri dahil) üstünlüğüne ve piyasa hakimiyetine de sahip yegane aktör olarak öne çıktı. ABD’de Demokrat Parti Yönetimlerinin küresel işleyiş için tasarladığı Paris Anlaşması özünde, en yalın ifadeyle, çevreyi koruma sloganıyla, Çin’in bu konumunu aşındırmayı ve ilerleyiş hızını dizginlemeyi amaçlıyordu. Çin, bir süre sonra sadece iklim müzakerecilerinin anlayabileceği teknik dile indirgenen ve karmaşık katmanlarla iyice anlaşılmaz hale getirilen küresel İklim Finansmanı mekanizmasına bağlayıcı şekilde dahil edilemedi. Çin’i sürece dahil edemeyen ABD de Paris Anlaşmasından çıktı. Bu süreçte Trump Yönetiminin 1’nci Döneminde’, (AB’nin RF’yle ilgili yanılgısında olduğu gibi) enerji temelli ikili ticaretle bağlanarak, küresel ekonomik liberal sistemden sağlayacağı faydalarla Çin’de liberal bir siyasi sistemin adımların atılabileceği sanıldı. Yaklaşık 50 milyar Dolarlık Alaska LNG Projesine Çin 4 kamu şirketiyle dahil oldu, Trump’ın Çin ziyaretinde 250 milyar dolarlık bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ancak, Biden Döneminde bu anlaşmalarla ABD-Çin ilişkilerinde beklenen ivmelenme kaydedilemedi. Küresel ticaretteki asimetrik konumu nedeniyle ticaret savaşları da (Trump’ın 1’nci Dönemi, Biden Dönemi ve Trump’ın 2’nci Döneminin ilk yılı) Çin’in politikalarında bir sapmaya yol açmadı. Mevcut ekonomik düzenin Çin’in sakin, sessiz ve sabırlı ilerleyişini hızlandırdığı tespitinden hareketle Trump Yönetimi 2’nci Döneminin 2’nci yılında stratejisini değiştirdi. ABD’nin 2025 Milli Güvenlik Strateji Belgesindeki çok boyutlu bu stratejinin temeli, Çin ekonomisinin maksimum fayda elde ettiği enerji arz ve fiyat güvenliği sütununun aşındırılması ve Çin’in enerjide arz ve fiyat güvenliği/istikrarı bağlamında öne çıkan aktörlerin ABD’nin yeni nüfuz alanına (jeoekonomik düzene) ivedilikle dahil edilmesi yatıyor.Bu kapsamda ABD, küresel enerji piyasalarında öne çıkan aktörleri kendi nüfuz alanına dahil etmeyi amaçlıyor. İran’la sürdürülen müzakerelerin de özü esasen buydu. İran’ın tercihinin Çin’den yana olduğunu anlayabiliriz. [49]
Sonuç ve Beklentiler
- Bu savaş herkese çok şey öğretecek! İran’ın Arap ülkelerindeki ABD üslerini vurması: 1- ABD hiçbir Arap ülkesine için koruma sağlamaz. İsrail hariç.2- ABD’nin hiçbir Arap ülkesini korumaya gücü yok, İsrail hariç.3- ABD, bu bölgelerdeki kendi askeri üslerini bile koruyamadı.4- İran’a saldırdılar ama İsrail’e saldırıları bile önleyemediler.5- ABD ve İsrail’in bütün ezberlerini bozan şeyler yaşanıyor.6- İran’ın hedef belirleme becerisi olağanüstü. Kimse bunu beklemiyordu.7- Askeri üsleri, CIA/Mossad unsurlarını yerleri, radar ve iletişim aygıtları, Netanyahu’nun evi, İsrail’in nükleer üsleri, Amazon’un veri merkezi, İsrail’deki Mossad merkezleri, bütün bölgedeki ABD-İsrail lojistik merkezleri ve daha niceleri…[50]
- Önemle altını çizmek gerekir ki, halen devam eden Orta Doğu’daki bu kritik ve ucu açık savaş, politika odağını yeniden enerji güvenliğine çevirecektir. Hürmüz Boğazı’ndan geçen ortalama 20 milyon varil petrolün muazzam hacmini telafi etmek inanılmaz derecede zor. Çin gibi bazı ülkeler, geçici bir üretim kesintisini atlatmaya yetecek kadar bol petrol rezervine sahipken, diğerlerinde bu durum söz konusu değil.

- Petrol ve Gaz fiyatları artar. Boğazdan her gün 20 milyondan fazla varil ham petrol ve petrol ürünü geçiyor. Askeri faaliyetler, nakliye kısıtlamaları veya sigorta sınırlamaları nedeniyle tanker trafiğinde yaşanacak herhangi bir aksama, petrol fiyatlarını hızla ve keskin bir şekilde yükseltebilir. Böyle bir artışın küresel enerji maliyetleri üzerinde acil sonuçları olacaktır.
- Küresel Enflasyon Yeniden Yükselebilir: Enerji fiyatları enflasyon dinamiklerinde merkezi bir rol oynar. Yüksek petrol fiyatları, ulaşım maliyetlerini, üretim giderlerini ve gıda fiyatlarını artırarak enflasyonist baskıyı dünya çapındaki ekonomilere yaymaktadır.
- Nakliye ve Küresel Ticaret Aksayabilir: Basra Körfezi, dünyanın en önemli denizcilik koridorlarından biri olmaya devam ediyor. Güvenlik riskleri artarsa, nakliye şirketleri gemilerin rotalarını değiştirebilir veya savaş riski sigorta primlerinde önemli ölçüde artışla karşı karşıya kalabilir. Bu tür gelişmeler, navlun maliyetlerini artıracak ve Asya, Avrupa ve Orta Doğu arasındaki mal hareketini yavaşlatacaktır. Jeopolitik gerilimler ve ticaret yeniden yapılanmaları nedeniyle zaten zor durumda olan küresel tedarik zincirleri, yeniden aksamalarla karşı karşıya kalabilir. Belirsizliğin kendisi muhtemelen en tehlikeli kısım. Tedarik zincirleri belirsizlikten olumsuz etkilenir.
- Havacılık Rotaları Daha Uzun ve Daha Maliyetli Hale Gelebilir
- Hava taşımacılığı da jeopolitik çatışmalara karşı savunmasız bir diğer sektördür. Batı Asya’nın bazı bölgelerindeki füze faaliyetleri ve hava sahası güvenliği endişeleri, havayollarını Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan bazı uzun mesafeli uçuşların güzergahlarını değiştirmeye sevk etti. Daha uzun rotalar yakıt tüketimini artırır, zamanlama kısıtlamalarını sıkılaştırır ve nihayetinde uluslararası yolcular için daha yüksek bilet fiyatlarına dönüşebilir.
- Finansal Piyasalar Dalgalanabilir
- Jeopolitik şoklar genellikle finans piyasalarında türbülansa yol açar. Belirsizliğin arttığı dönemler, yatırımcıları altın, devlet tahvilleri ve ABD doları gibi daha güvenli varlıklara yönlendirme eğilimindedir. Özellikle gelişmekte olan ekonomilerdeki hisse senedi piyasaları, yatırımcılar jeopolitik riski yeniden değerlendirirken önemli dalgalanmalar yaşayabilir.[51]
- ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik saldırıları küresel piyasalarda belirsizliği artırırken, uzun sürebilecek bir çatışma bazı sektörlerin kazançlarını yükseltebilir. Savunma ve enerji şirketleri yükselen talep ve petrol fiyatlarından fayda sağlayabilecek başlıca kazananlar arasında görülüyor. Buna karşılık seyahat, lüks tüketim ve taşımacılık sektörleri artan maliyetler ve belirsizlik nedeniyle baskı altında kalabilir. Orta Doğu’daki çatışma bölgedeki petrol ve doğal gaz üretimi ile sevkiyatını etkilediği için Exxon ve Chevron gibi büyük petrol şirketleri de zaten yükselmiş olan petrol fiyatlarından fayda sağlayabilir. Petrol ve gaz sektörü de çatışma sırasında borsada yükseliş gördü.[52]
- Daha fazla istikrarsızlığın test edileceği kaygan bir zeminde ilerliyoruz. Körfez bölgesinde kritik enerji altyapısı büyük hasar olan ülkeler önümüzdeki dönemdeki yüksek fiyat ortamından da istifadeyle bir süre sonra toparlanacaktır. Bu faturadan en fazla gelişmekte olan ve enerji talebi yüksek ülkeler olumsuz etkilenecek. Hürmüz Boğazındaki geçişlerin aksaması dünyayı endişelendirirken, küresel petrol ticaretinin yaklaşık %5’ini sağlam ve modern altyapısıyla mümkün kılabilen istikrar adası Türkiye daha da etkin roller üstlenebilir.
- Daha uzun sürecek bir çatışma, neredeyse kesinlikle daha derin bir ekonomik yara açacaktır. Üretim aksayacak, yatırımlar ertelenecek ve turizm kısıtlanacaktır. İran ekonomisi daha da ağır darbe alacaktır. Başka yerlerdeki savaşların etkisine dayanarak, GSYİH’nin %10’dan fazla düşmesi muhtemeldir – ancak İran’ın kendisi en son 2024 yılında resmi GSYİH verilerini yayınlamıştır. [53]
- Savaş, ve giderek tırmanan Orta Doğu çatışması, AB’yi dolaylı olarak ekonomik olarak olumsuz etkiliyor. Katar’ın süper soğutulmuş yakıt tedariki yakın gelecekte Avrupa limanlarına ulaşmayacak. Hürmüz Boğazı jeopolitik bir savaş alanına dönüşürken, Rusya beklenmedik bir şekilde kazanan taraf olabilir. Nitekim, Avrupa’nın stratejik stoklarını yenilemek için doğal gaza ihtiyacı olduğu göz önüne alındığında, bazı AB üye devletlerinin Rus doğalgaz ithalatında gecikmeler veya muafiyetler talep ettiğini görebiliriz. [54]
- Güney Doğalgaz Koridoru aracılığıyla Avrupa’ya bağlanan Azerbaycan, güvenilir bir Rus dışı tedarikçi ve AB’nin çeşitlendirme stratejisinin önemli bir bileşeni olarak konumlanmış olup, AB verilerine göre 2025 yılında AB ithalatının %4’ünü oluşturmaktadır. TANAP ve Türkiye üzerinden gaz ithalatı ön plana çıkacaktır.
- Çatışma devam ederse ve arz kesintisi kalıcı hale gelirse, sonuçlar kısa vadeli dalgalanmaların ötesine uzanır. Daha yüksek fiyat seviyeleri, özellikle doğalgaza bağımlı piyasalarda, ileriye dönük elektrik fiyat eğrilerini yükselterek, iyileştirilmiş fiyat yakalama ve gelir beklentileri yoluyla yenilenebilir enerji projelerinin ekonomisini güçlendirir.
- Çin’in kendi ekonomik ve bilimsel bağımsızlığını arayışı ve özellikle Küresel Güney’de uluslararası etkisini genişletme çabasıyla birlikte, iki taraf arasındaki rekabetin artması muhtemeldir. Potansiyel olarak önemli bir diğer müdahale de, İran’ın müttefiki ve destekçisi olan ve petrol ihracatının büyük bölümünün alıcısı olan Çin’den gelebilir. Çin’in, petrol tankerlerinin ve Katar LNG gemilerinin boğazdan güvenli geçişine izin verilmesi konusunda İran ile görüşmelerde bulunduğu bildirilmiştir.
- Çin’in ham petrol alımına devam etme ihtiyacı artık büyük ölçüde ana tedarikçilerden Rusya’ya bağlı, çünkü hem İran hem de Venezuela bu talebi artık karşılayamıyor.
- ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’la sınırlı bir nükleer anlaşmayı kabul ederek zafer ilan etmesi hâlâ mümkün olsa da, daha olası senaryo, Venezuela’daki son başarısını tekrarlamaya çalışmasıdır. Ancak tek bir sorun var: İran, Venezuela değil.[55]
- Uzmanlara göre çatışmanın uzun sürmesi durumunda yenilenebilir enerji sektörü de kazanç sağlayabilir.[56]
Kaynak: C4Defence
Kaynakça
[1] https://gazeteoksijen.com/dunya/korfeze-tam-imha-sevkiyati-5000-abd-deniz-piyadesi-iran-hattina-gonderiliyor-268745
[2] https://anlatilaninotesi.com.tr/20260314/savasin-15-gununde-yogun-bombardiman-devrim-muhafizlari-500-noktaya-saldirdi-abd-iranin-kalbi-hark-1104248990.html
[3] https://www.wfsb.com/2026/03/13/trump-threatens-iran-following-new-wave-attacks-gulf-states-israel/
[4] https://www.newarab.com/news/trump-says-us-struck-military-targets-irans-kharg-island?amp
[5] https://gazeteoksijen.com/dunya/1988-yilindan-beri-trumpin-hayaliydi-abd-ve-israilin-kara-harekatina-hazirlandigi-harg-adasina-saldiri-basladi-268731
[6] https://www.cnnturk.com/dunya/abdden-iranin-stratejik-hark-adasina-agir-bombardiman-tahrandan-sert-misilleme-uyarisi-2406272
[7] http://english.news.cn/20260314/25e07660420e48c685ac1a8e52377d0e/c.html
[8] https://www.nytimes.com/live/2026/03/14/world/iran-war-trump-oil-israel
[9] https://edition.cnn.com/world/live-news/iran-war-us-israel-trump-03-13-26?post-id=cmmod6yqj000c3b6rmy63y8c6
[10] https://www.aljazeera.com/amp/news/liveblog/2026/3/14/iran-war-live-pentagon-vows-to-ramp-up-us-military-campaign-against-iran
[11] https://discoveryalert.com.au/strait-hormuz-global-energy-chokepoint-2026/
[12] https://www.home.saxo/content/articles/macro/middle-east-conflict-puts-worlds-most-critical-energy-chokepoint-in-focus-11032026
[13] https://windward.ai/blog/one-week-into-the-iran-war/
[14] https://www.infobrokerworld.com/the-strait-of-hormuz-the-most-sensitive-chokepoint-in-the-global-energy-economy/
[15] https://www.aljazeera.com/economy/2026/3/7/iran-war-is-latest-threat-to-a-global-economy-rattled-by-trump
[16] https://www.chathamhouse.org/2026/03/how-will-iran-war-affect-global-economy
[17] https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/assessing-us-progress-iran-war
[18] https://x.com/populergazetetr/status/2029099776629698921?s=43&t=PuhjqETdsDy7fjF2lBxOqA
[19] https://www.hurriyet.com.tr/dunya/live-iran-abd-israil-savasi-son-dakika-iran-dorduncu-misilleme-saldirisini-baslatti-israilde-alarm-sesleri-43121601#post-6
[20] https://www.cfr.org/articles/strait-jacket-global-energy-flows-the-war-with-iran
[21] https://www.csis.org/analysis/no-one-not-even-beijing-getting-through-strait-hormuz
[22] https://atlasinstitute.org/the-strait-that-moves-the-market-the-2026-strait-of-hormuz-crisis-and-the-anatomy-of-a-global-energy-shock/
[23] https://www.usni.org/magazines/proceedings/1988/may/tanker-war
[24] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/uzerinden-45-yil-gecen-iran-irak-savasi-modern-tarihin-en-yikici-bolgesel-savaslarindan-biri-oldu/3694595
[25] https://www.historytoday.com/history-matters/first-tanker-war
[26] Christian Richer: ”“No Sense in Military Terms:” Reconsidering the Surprising Use ofForce in a Gray Zone Conflict”, Journal of Military and Strategic Studies, Vol. 23, 2024.
[27] https://warontherocks.com/2024/03/revisiting-the-tanker-war/
[28] Ronald O’Rourke: “The Tanker War”, May 1988, Proceedings of the USNI. 114 (5),1023.
[29] https://www.congress.gov/crs-product/R45281
[30] https://www.strausscenter.org/strait-of-hormuz-tanker-war/
[31] https://www.navybook.com/no-higher-honor/timeline/operation-earnest-will/
[32] https://ndupress.ndu.edu/Media/News/News-Article-View/Article/3106465/deterrence-without-escalation-fresh-insights-into-us-decisionmaking-during-oper/
[33] David B. Crist: ”Gulf of Conflict A History of U.S.-Iranian Confrontation at Sea”, Washington Institute for Near https://www.congress.gov/crs-product/R45281East Policy, 2009.
[34] https://www.congress.gov/crs-product/R45281
[35] https://securityanddefence.pl/An-easy-target-nTypes-of-attack-on-oil-tankers-by-state-actors,118147,0,2.html
[36] https://www.joc.com/article/tanker-war-ship-losses-total-8-million-tons-5647077
[37] https://www.mapsofworld.com/around-the-world/air-attacks.html
[38] https://www.britannica.com/event/Iran-Iraq-War
[39] https://www.woodmac.com/blogs/energy-pulse/iran-conflict-a-test-of-us-energy-supply-response/
[40] https://eismena.com/en/article/the-aorta-of-the-world-economy-the-2026-strait-of-hormuz-crisis-2026-03-05
[41] https://www.reuters.com/business/energy/iran-war-threatens-prolonged-hit-global-energy-markets-2026-03-07/
[42] https://www.wionews.com/world/iran-war-impact-kuwait-declares-force-majeure-announces-crude-oil-output-reduction-1772912837854?utm_campaign=Iran+War+impact%3A+Kuwait+declares+force+majeure%2C+announces+crude+oil+output+reduction&utm_source=izooto&utm_medium=push_notifications
[43] https://www.specialeurasia.com/2026/03/05/geoeconomics-us-israel-iran-war/
[44] https://www.cnbc.com/2026/03/06/trump-navy-strait-hormuz-iran-oil-tanker.html
[45] https://www.bruegel.org/first-glance/how-will-iran-conflict-hit-european-energy-markets
[46] https://www.rystadenergy.com/insights/gas-spike-after-middle-east-strikes-lifts-european-power-prices
[47] https://www.euronews.com/business/2026/03/06/which-eu-countries-are-most-exposed-to-the-lng-supply-disruption
[48] https://www.cfr.org/articles/strait-jacket-global-energy-flows-the-war-with-iran
[49] https://x.com/hcanercan/status/2028427862638821704
[50] https://x.com/ibrahimkaragul/status/2028445848942547181
[51] https://tnsnews.com.my/analysis-iran-us-war-five-ways-the-conflict-could-shock-the-global-economy/
[52] https://www.forbes.com.tr/ekonomi/trump-in-iran-savasindan-fayda-saglayabilecek-sirketler
[53] https://www.chathamhouse.org/2026/03/how-will-iran-war-affect-global-economy
[54] https://www.euronews.com/business/2026/03/06/the-country-likely-winning-from-irans-hormuz-gambit-russia
[55] ttps://www.project-syndicate.org/commentary/trump-iran-gamble-geopolitical-military-energy-economic-risks-by-ian-bremmer
[56] https://gazeteoksijen.com/ekonomi/forbes-iran-savasinin-kazananlarini-inceledi-lockheed-martin-exxon-chevron-ve-dahasi-267881





































