“Hürmüz Boğazı’nda sağlanan kırılgan ateşkes, küresel enerji hatlarını yeniden işler hale getirmeye çalışırken; Washington, Tahran ve Tel Aviv arasındaki stratejik uçurum derinleşmeye devam ediyor. Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, bölgedeki nükleer denklemin ötesinde, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını çekme senaryolarının NATO’nun geleceği ve nükleer caydırıcılık politikası üzerindeki hayati etkilerini C4Defence için analiz etti.”
ABD, İsrail ve İran 7 Nisan’da ateşkes ilan ederek her iki tarafın da saldırılarına son verdi ve Hürmüz Boğazı yeniden açıldı. Şimdilik, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve İran sadece ateşkes konusunda anlaştılar. Washington ve Tahran, Pakistan’ın arabuluculuğuyla sağlanan ateşkesi bir zafer olarak nitelendirmiştir. Bununla birlikte İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise ateşkesin İsrail’in Lübnan’daki operasyonlarını kapsamadığını belirtmiştir. Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, çatışmaların sona erdiğini duyururken X platformunda yaptığı paylaşımda, “Her iki taraf da olağanüstü bir bilgelik ve anlayış sergiledi ve barış ve istikrar davasını ilerletmek için yapıcı bir şekilde çalışmaya devam etti” açıklamasında bulunmuştur. Ayrıca ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Pakistan’ın İslamabad kentinde yapılan kritik barış görüşmelerinin ardından ABD ve İran’ın bir anlaşmaya varamadığını belirtmiştir. Vance, İran’ın “şartlarımızı kabul etmemeyi” seçtiğini belirterek, ABD’nin Tahran’dan nükleer silah geliştirmeme konusunda “temel bir taahhüt” görmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bunun yanında JD Vance, yaptığı açıklamada, “İranlılarla birdizi önemli görüşme yaptık. Bu iyi haber. Kötü haber ise bir anlaşmaya varamamış olmamız; bence bu, Amerika Birleşik Devletleri’nden çok İran için kötü bir haber. Basit gerçek şu ki, nükleer silah edinmeye çalışmayacaklarına ve nükleer silaha hızla ulaşmalarını sağlayacak araçları aramayacaklarına dair kesin bir taahhüt görmemiz gerekiyor.” görüşünü öne sürmüştür.
Trump yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın İran’ın iş birliğiyle veya iş birliği olmadan “oldukça yakında” yeniden açılacağını belirtmiştir. Ayrıca, “Eğer açılmazsa, bir şekilde işi bitireceğiz” demiştir. ABD Başkanı ayrıca, ‘Gemileri yüklüyoruz’ diyerek, İran barış görüşmelerinin kesintiye uğraması halinde, daha fazla saldırıya hazırlandığı görüşümüzü desteklemektedir. Terörle Mücadele Merkezi Direktörlüğü görevinden istifa eden Joe Kent’in ABD’nin NATO’dan ayrılmasının nedeninin dış müdahalelerden kaçınmak değil, Türkiye ile İsrail’in Suriye’de karşı karşıya gelmesi durumunda İsrail’in yanında yer almak olduğunu ileri süren açıklaması ne anlama gelmektedir? Buna mukabil, ABD DİB Marco Rubio’nun, Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa’dan 100.000’den fazla Amerikan askerini çekeceğini ileri sürmesi önemlidir. Ayrıca bu tartışma, 1991’de ”Berlin Duvarı-SSCB-Varşova Paktı” üçlüsünün yıkılmasının mimarı, Soğuk Savaş galibi NATO’nun “Nükleer Caydırıcılık’’ politikasından uzaklaşması ve Rusya karşısında ağır bir tarihi yenilgi anlamına gelir mi?
Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın’ın; Hürmüz Boğazı’ndaki yeni nükleer doktrini, ABD’nin Orta Doğu stratejilerini ve NATO’nun geleceğine dair çarpıcı öngörülerini içeren makalesinin tamamını C4Defence Dergisi’nin Yeni Sayısında Okuyun.
Kaynak:C4Defence




































