Bütün dünya bir dönüşümün eşiğinde dururken; bu süreçten en çok etkilenen kurumsal yapılardan biri de istihbarat dünyasıdır. Bu süreci başlatan yapının bizzat istihbaratın kendisi olduğu da bir gerçektir; ancak bütün ilişkilerde olduğu gibi bu da ikili bir oyundur ve zamanla süreç, başlatanı etkilemeye başlamıştır. Küresel nüfuz alanlarının çözülüp dağılmaya başladığı ve farklı güç merkezlerinin öne çıktığı bu dönem, tarih sürecinde görece kısa sayılabilecek bir anomaliyi dönüşüme zorlamakta ve sistemleri köklerine dönmeye çağırmaktadır.
Bu anomali, erkek egemenliğine dayalı güç örgütlenmesidir. Doğada güç, çoğu zaman sanıldığı gibi gösteride değil; seçicilikte somutlaşır. Evrimsel süreçte türlerin hangi yönde devam edeceğine karar veren mekanizma baskınlık değil, seçici erktir. Bu erk ise, istisnalar dışında, dişilerde konumlanır. Erkeklerin gösterişi, rekabeti ve risk alışı; gücün kendisi değil, güce erişme çabasının yan ürünleridir.
Seçici erk, yalnızca biyolojik bir kavram değildir; sistemlerin nasıl yönlendiğini anlamak için temel bir analoji sunar. Hangi bilginin işleneceğine, hangi anlatının sürdürüleceğine ve hangi hamlenin yapılmayacağına karar veren yapı, her zaman sürecin gerçek belirleyicisidir. İstihbarat dünyasında bu belirleyicilik, çoğu zaman görünmez olan aktörlerde ve yöntemlerde ortaya çıkar. Seçici erk olarak “toplumsal yegâne egemen” olan kadınlar, farklı süreçleri aynı anda sürdürebilme ve doğanın onları onurlandığı “süreç ritmi ve operasyonel zamanlama sezgisi” ile yöneticiliğin önemli vasıflarından olan “süreç yönetimi” bilgisini içsel olarak kendilerinde bulundurmaktadırlar. Kadınların sadece biyolojilerinden dolayı değil ancak kültürel ve davranışsal bağlamlarından getirdiği bu avantajlar, onları istihbarat dünyasında olağanüstü yetenekli yapmaya yeter de artar.
Buradaki yaklaşım, meseleyi yalnızca “cinsiyet” üzerinden okuyan indirgemeci bir çerçeveye dayanmaz. Zira cinsiyet, büyük ölçüde toplumsal olarak sergilenen bir performanstır; performans ise onu icra edene göre anlam kazanan bir oyundur. Bu nedenle burada “kadın” kavramı, biyolojik bir kategori olmaktan ziyade, daha kadim ve doğaya yakın bir pozisyonu işaret edecek şekilde ele alınmaktadır. Elbette insan olarak bizlerin farklı yönlere evrilmesinin, doğal sınırların ötesine geçmeye çabalamamızla olduğunu bilerek; konuyu şimdiki çağ için bu noktada sınırlandıracağım.
Dünyanın bir dönüşüm sürecinde olduğundan ve istihbaratın bu sürecin başlatıcısı olarak bundan etkilendiğinden bahsetmiştik. Kadınların artan varlığı bu dönüşümün nedeni değil; sonucudur. Asıl değişim ise istihbaratın bilgiyle kurduğu ilişkide yaşanmıştır.
İstihbarat dünyasındaki bu stratejik dönüşümün analizi C4Defence 155. sayısında: Fısıltının Egemenliği: İstihbaratta Dişil Akıl ve Operasyonel Estetik
Kaynak: C4Defence





































